İngilizce Diyalog ve Konuşma Örnekleri - Wordly Konuşuyor

İngilizce Diyalog Örnekleri


Diyalog kelimesi iki ya da daha fazla kişinin konuşmasına verilen örnektir. İngilizce karşılığı ise “dialogue” dır. “Dialogue” kelimesinin kökeni Antik Yunan’a dayanır. “Dia” ve “Logos” sözcüklerinin birleşiminden oluşan diyalog kelimesi “logos” söz, konuşma demektir. “Dia” ise iki anlamına gelmektedir. Diyaloglar hayatımızın önemli bir parçasını oluşturur. Bir yabancı dil öğrenirken ise diyaloglar kurmak öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Günlük konuşurken diyaloglar kurarız. Bunu geliştirmek için de bol bol diyalog kurmak ve diyalogları dinlemek, okumak gerekir. Bunlar aynı zamanda sosyal becerilerimizi de geliştirecektir. Bu yazımızda sizlere İngilizce konuşurken karşılabileceğiniz birçok diyalogtan örnekler vereceğiz.

İngilizce Doktor Diyalogları

Örnek Diyalog 1:

Patient (Hasta) : Good evening doctor. (İyi akşamlar doktor.)

Doctor (Doktor) : Good evening. You look pale and your voice is out of tune. (İyi akşamlar. Solgun görünüyorsun ve sesin kötü geliyor kulağa.)

Patient (Hasta) : Yes doctor. I’m running a temperature and have a sore throat. (Evet doktor. Ateşim var ve boğazım acıyor.)

Doctor (Doktor) : Lemme see. (Bir bakalım.)

(He touches the forehead to feel the temperature.) (Doktor eliyle hastanın alnına dokunup ateşini ölçer).

Doctor (Doktor) : You’ve moderate fever. (Hafif ateşin var.)

(He then whips out a thermometer.) (Termometre çıkarır.)

Patient (Hasta) : This thermometer is very different from the one you used the last time. (Bu termometre daha önce kullandığından çok farklı. )

Doctor (Doktor) : Yes, this is a new introduction by medical equipment companies. It’s much more convenient, as it doesn’t require cleaning after every use. (Evet, bu medikal ekipman şirketlerinin yeni bir icadı. Bu çok daha kullanışlı çünkü her seferinde temizlemen gerekmiyor.)

Patien (Hasta) t: That’s awesome. (Süpermiş.)

Örnek Diyalog 2:

Patient (Hasta) : Doctor, I’ve headache since yesterday evening. (Doktor, dünden beri başım ağrıyor.)

Doctor (Doktor) : Have you taken any medicine so far? (Son zamanlarda hiç ilaç kullandın mı?)

Patient (Hasta) : Saridon, but the headache hasn’t disappeared. (Saridon içtim ama ağrı kesilmedi.)

Doctor (Doktor) : You’ve a running nose. Looks like your headache is a result of sinus infection, and not the regular one that results from anxiety and fatigue. Lemme check. (Burnun akıyor. Baş ağrın sinüs enfeksiyonunun bir sonucu gibi görünüyor, ve sürekli değil, yorgunluğa ve anksiyeteye bağlı bir baş ağrısı. Bir bakalım)

(The doctor checks the patient thoroughly.) (Doktor hastayı muayene eder.)

Doctor (Doktor) : It’s quite clear that the infection in your sinus is the reason for your headache. I’ll prescribe an antibiotic to clear the infection and a pain reliever to relieve the pain. (Oldukça açık görülüyor ki sinüs bölgendeki enfeksiyon baş ağrının sebebi. Sana enfeksiyonu temizlemesi için bir antibiyotik ve baş ağrını kesmesi için de bir ağrı kesici vereceğim.)

Patient (Hasta) : Thank you, doctor. (Sağ ol, doktor.)

 

İngilizce Otel Diyalogları

Örnek 1:

Receptionist (Resepsiyonist) : Good morning. Welcome to The Çeşme Hotel. (Günaydın. Çeşme Otel’e hoş geldiniz.)
Client (Müşteri) : Hi, good morning. I’d like to make a reservation for the third weekend in September. Do you have any vacancies? (Merhaba, Günaydın. Eylülün üçüncü haftası için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Boş yeriniz var mı?)
Receptionist (Resepsiyonist)  : Yes sir, we have several rooms available for that particular weekend. And what is the exact date of your arrival? (Dediğiniz haftasonu için birkaç odamız var, evet efendim. Varışınızın kesin tarihi neydi acaba?)
Client (Müşteri) : The 24th. (24 Eylül)
Receptionist (Resepsiyonist) : How long will you be staying? (ne kadar süre kalacaksınız?)
C: I’ll be staying for two nights. (İki gece kalacağım.)
Receptionist (Resepsiyonist) :  How many people is the reservation for? (Rezervasyon kaç kişilik?)
Client (Müşteri) : There will be two of us. (İki kişi olacağız.)
Receptionist (Resepsiyonist) :  And would you like a room with twin beds or a double bed? (İki ayrı yatak mı olsun yoksa çift kişilik yatak mı?)
Client (Müşteri) : A double bed, please. (Çift kişilik, lütfen.)

Örnek 2:

Hotel (Otel) : Good afternoon. Welcome to the Grand Çeşme Hotel. How may I help you? (İyi öğlenler. Büyük Çeşme Otel’e hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim size?)
Guest (Misafir) : I have a reservation for today. It’s under the name of Hakan. (Bugün için rezervasyonum var. Hakan ismi için.)
Hotel (Otel): Can you please spell that for me, sir? (Heceler misiniz?)
Guest (Misafir) : Sure. H- A- K- A- N. (Tabii. H- A – K- A- N).
Hotel (Otel) : Yes, Mr. Hakan, we’ve reserved a double room for you with a view of the ocean for two nights. Is that correct? (Evet Hakan Bey, sizin için çift kişilik bir oda hazırladık, iki gecelik ve deniz manzarası var, doğru değil mi?)
Guest (Misafir) : Yes, it is. (Evet, doğru.)

İngilizce Uyanma Diyalogları

Örnek 1:

Anne (Mom): Wake up, it’s time for school. (Uyan, okula gitme vakti)

Çocuk (Kid): I’m so tired. Let me sleep for five more minutes. (çok yorgunum. Beş dakika daha uyuyayım.)

Anne (Mom) : You have to get up and get ready for school. (Uyanmanve okula gitmek için hazırlanman gerek.)

Çocuk (Kid) : I know, but just five more minutes. (Biliyorum ama lütfen beş dakika daha.)

Anne (Mom) : I can’t let you go back to sleep, because you won’t wake back up. (Tekrar uyumana izin veremem çünkü geri uyanmazsın.)

Çocuk (Kid): I promise I’ll wake up, in five minutes. (Cidden beş dakika içinde uyanacağım.)

Örnek 2:

Dad : It’s time for you to wake up. (Uyanma vaktin geldi.)

Boy:  Give me five more minutes. I’m really tired this morning. (Beş dakika ver. Cidden çook yorgunum.)

Dad: I’m sorry, but it’s time for you to get ready for school. (Üzgünüm, kalkıp okula gitmen gerek!)

Boy: I get that, but let me just sleep for a little bit longer. (Lütfen daha fazla uyuyayım!)

Dad: You’re not going to get up in five minutes if I let you fall back asleep. (Beş dakika daha uyumana izin veremem, kalkmazsın!)

Boy: Believe me. I will get up and get ready in five minutes. (İnan bana, kalkacağım.)

İngilizce Otobüs Diyalogları

Örnek1

The Girl (Kız): Does this bus go to the station? (Bu otobüs istasyona gidiyor mu?)
The driver (Erkek) : No, you’ll have to get off at the bank and take a 192. (Hayır, bankada inip 192 numaralı otobüse bin)
The Girl: Can you tell me where to get off? (Nerede ineyim?)
The Driver : It’s the next stop, but one. (Bir sonraki durakta in)

Örnek2:
Yolcu: Am I OK for St. Mary’s Church? (St. Mary Kilisesine gider mi?)
Sürücü: No, we only go as far as the park, but you can walk from there. (Hayır, biz sadece parka kadar gidiyoruz ama oradan yürüyebilirsin.)
Yolcu: How much further is it? (Ne kadar uzak)
Sürücü: It’s quite a way yet, but I’ll tell you in good time. (Daha çok var ama yaklaşınca sana söylerim.)

İngilizce Emlakçı Diyalogları

Örnek1:

Buyer (Alıcı) : Hello, my name’s Tom and I want to buy a new house for me and my family (Merhaba, ismim Tom ve ailem ve benim için yeni bir ev almak istiyorum.)
Estate Agent (Emlakçı): Nice to meet you Tom, my name’s Mike, and I’m sure I can help you. What type of house do you want? (Merhaba Tom, tanıştığıma memnun oldum, ismim Mike ve sana yardımcı olacağıma eminim.)
Buyer (Alıcı) : I want a house with 3 bedrooms and 1 drawing room. (Üç yatak odası ve bir misafir odası olan bir ev istiyorum.)
Estate Agent (Emlakçı) : Ok, and can this house be a flat? (Tamam, bu ev bir apartman dairesi olabilir mi?)

Örnek 2:

Kiracı: Hello. My name is Lucy Smith, and I’m calling about the flat rental you have advertised in the newspaper. Is it still available? (Merhaba, İsmim Lucy Smith, gazetede verdiğiniz kiralık ilan için arıyorum. Daire hala boş mu?)
Emlakçı: Hi, Lucy. My name is Jeff, and I am the owner. Yes, the apartment is still available.  (Merhaba Lucy, ismim Jeff, evin sahibiyim. Evet, apartman hala boş)
Kiracı: Great! Would you mind telling me a little about it?  (Süper! Biraz evden bahseder misiniz?)
Emlakçı:  Sure. It has one bedroom and one bathroom. Every room has carpet except for the kitchen and bathroom which have hardwood floors. (Tabii. Evin bir yatak odası ve bir banyosu var, yerler parke.)
Kiracı:  Okay. Is it a newer building or an older one? (Bina eski mi, yeni mi?)
Emlakçı: It is located in an apartment complex and the building is about six years old, so it’s quite modern. (Bir sitenin içinde ve apartman altı yaşında, bayağı modern bir yer.)
Kiracı: That sounds lovely. How far away is it from downtown London? (Güzelmiş. London merkezden ne kadar uzak?)
Emlakçı: Well, it is about a thirty minute drive from the city center. (Şehir merkezinden arabayla otuz dakika.)

İngilizce Komşu Diyalogları

Örnek1:

When did you move here, Sarah? (buraya ne zaman taşındın Sarah?)

Mved here three weeks ago. How about you? (Birkaç hafta önce , sen?)

I moved here four years ago. (Dört yıl önce taşındım)

I think I know your wife, Mark. Is she called Janette? (Karını tanıyorum sanırım. Adı Janette mi?)

Yes, she is. When did you meet her? (Evet. ne zaman tanıştın?)

I met her yesterday. Do you know our other neighbors? (Dün. Diğer komşuları da tanıyor musun?)

Yes, I do. I’ll introduce you to them at our party next weekend. (Evet, seninle onları bir sonraki haftasonu olacak partimizde tanıştırırım.)

Oh, thank you. (Oh, Sağ ol.)

Örnek2:

Yeni Taşınan: Hello. I’m Mark. I’m your neighbor. (Merhaba, ben Mark. komşunum.)

Komşu ’ImSarah. It’s nice to meet you, Mark. (Tanıştığımıza memnun oldum Mark.)

Yeni Taşınan You too, Sarah. (ben de, Sarah.)

Komşu:Do you like living in this area, Mark? (Buralarda yaşamaktan hoşlanıyor musun ?)

Yeni Taşınan Yes, I do. I like it very much. (Evet, hem de çok)

Komşu So do I. (Ben de.)

 

İngilizce Film Diyalogları

Örnek 1:

Arkadaş 1: Let’s go to a movie. (Hadi bi filme gidelim.)
Davet edilen: I’d rather not. (Gitmesek daha iyi)
Arkadaş 1: Why not? (Niye?)
Davet edilen: You know I don’t like crowds. (Kalabalığı sevmediğimi biliyorsun.)
Arkadaş 1: Let’s go to an early movie. (Erken saatte gideriz.)
Davet edilen: Okay, that won’t be very crowded. (İyi, öyle kalabalık olmaz.)
Arkadaş 1: What would you like to see? (Ne izlemek istersin?)
Davet edilen: Oh, I don’t care. You’re the one who wants to go out. (Fark etmez, gitmek isteyen sensin.)

Örnek 2:

Aylin: Did you see “Titanic”? (Titanik’i izledin mi?)
Aslı: Yes. It is a great movie. (Evet, süper film.)

Aylin: I saw it twelve times. (On iki kere izledim o filmi.)
B: I saw it eight times. (ben sekiz defa izledim.)
Aylin:: I have the DVD. (DVD’si var bende.)
B: So do I. (Bende de.)
Aylin: : Let’s go to your home. (Hadi sana gidelim.)
B: We can watch my DVD. (Benim DVd’mi seyredebiliriz.)
Aylin: : I always cry at the end. (sonunda hep ağlıyorum.)
B: Me too. It’s so sad. (ben de. Çok hüzünlü.)

İngilizce Haber Diyalogları

Örnek 1:

Ayşe: Have you heard the news? (Haberleri duydun mu?)

Mehmet: Nope, what are they? (Hayır, neymiş?)

Ayşe: A bomb has exploded in Istanbul. (Istanbulda bir bomba patladı.)

Mehmet: Oh no, is there any dead? (Olamaz, kaç tane ölü var?)

Örnek 2:

Dad: Son, have you heard the news? (Oğlum, haberleri duydun mu?)

Son: No I have not. (Yok, duymadım.)

Dad: There will be an election soon. (Yakında bir seçim olacak.)

Son: Oh, wow, to whom will you vote? (Kime oy vereceksin?)

 

İngilizce Bahane Diyalogları

Örnek 1 :

Girl friend: Can you stay over tonight? (Bu akşam burda kalabilir misin?)

Boy friend: No. (Hayır.)

Girl friend: Why!? (Niye?)

Boy friend: I need to do my homeworks. (Ödevlerimi yapmam lazım.)

 

Örnek 2:

Friend 1: Let’s go to the mall. (Hadi AVM’ye gidelim.)

Friend 2: Well, I need to do things. (Bir şeyler yapmam lazım benim.)

Friend 1 : C’mon, you should come! (Hadi, gelmelisin.)

Friend 2: Sorry, I can’t. (Pardon, gelemem.)

İngilizce Hastane Diyalogları

Örnek1:

Patient(Hasta): Sorry to bother you, but I was wondering if you could drive me to the emergency room. (Kusura bakma, ama beni acil servise götüre bilir misin?)

Nurse (Hemşire) : Of course. What is the problem? (Tabii. Sorun ne?)

Patient(Hasta):A: I am running a really high fever of 105 degrees, and I have a rash on my stomach. (Çok yüksek ateşim var, ve karnımda kızarıklık var.)

Örnek 2:

Doc: It’s better to be pale than to have skin cancer. (Soluk olmak cilt kanserinden iyidir.)
Patient:: I know that. (Biliyorum.)
Doc: So why are you arguing with me? Don’t lie in the sun too long! (Öyleyse benle niye tartışıyorsun? Güneşte çok durma!)

İngilizce Futbol Diyalogları

Örnek 1:

A: “What are you watching?” (Ne izliyorsun?)
B: “A football game. ” (Futbol maçı.)
A: “I never understood this game.” ( Bu oyunu hiç anlayamıyorum.)
B: “It’s not that hard. If you watch a couple of games, you’ll start to understand it.” (O kadar da zor değil. Birkaç maç izlersen anlayacaksın.)

 

Örnek 2:

A: “What sports do you like to play?” (Ne tür sporları oynamaktan zevk alırsın?)
B: “I like baseball and basketball.” (Beyzbol ve basketbolu severim.)
A: “How about football?” (Peki ya futbol?)
B: “In my country football is brand new, so I never learned the game when I was younger.” (Benim ülkemde futbol çok yeni, çocukken onu pek oynamadım.)

İngilizce Okul Diyalogları

Örnek 1:

A: Do you go to college? (Üniversiteye gidiyor musun?)

B: Yes, I do. (Evet gidiyorum.)

A: What college do you go to? (Hangi üniversiteye gidiyorsun?)

B: I go to Pasadena City College. (Pasadena City Üniversitesine gidiyorum.)

A: Do you like it? (Üniversiteni seviyor musun?)

B: Oh, yes, I really like it. (Ah, evet, gerçekten seviyorum.)

A: Why do you like it? (Neden seviyorsun?)

B: Because it has great teachers. (Çünkü çok iyi öğretmenleri var.)

A: What else? (Başka?)

B: I like all my classmates, too. (Bütün sınıf arkadaşlarımı da seviyorum.)

A: Anything else? (Başka herhangi bir şey var mı?)

B: Yes. It’s not expensive! (Evet. Pahalı olmaması!)

 

Örnek 2:

A: Parking at school is impossible. (Okulda park etmek imkansız.)

B: I’ll say. (Bir de bana sor.)

A: I drove around for half an hour. (Yarım saat boyunca etrafta dolaştım.)

B: Did you find a spot? (Bir yer buldun mu?)

A: I found a spot, but someone cut in and took it from me. (Bir yer buldum, ama biri önüme geçip benden aldı.)

B: Did you yell at them? (Onlara bağırdın mı?)

A: Yes, I did. (Evt, bağırdım.)

B: And? (Sonra?)

A: And he yelled back at me. (Sonra o da bana bağırdı.)

B: How rude. (Ne kaba.)

A: But I got lucky a few minutes later. (Ama birkaç dakika sonra şansım yaver gitti.)

B: You have to be lucky to find a parking space. (Park yeri bulmak için şanslı olman gerekiyor.)

İngilizce Yolculuk Diyalogları

Örnek 1:

A: You’re driving too fast. (Çok hızlı sürüyorsun.)

B: Why do you say that? (Neden öyle söyledin?)

A: The speed limit is 65. (Hız limiti 65.)

B: I know that. (Biliyorum.)

A: But you’re doing 75. (Ama sen 75 yapıyorsun.)

B: So is everyone else. (Herkes öyle yapıyor.)

A: But a cop might stop you. (Ama polis seni durdurabilir.)

B: No, he won’t. Some cars are doing 85. (Hayır, durdurmayacak. Bazı arabalar 85 yapıyor.)

A: So the cop will stop those cars? (Polisler o arabaları mı durduracak?)

 

Örnek 2:

A: I don’t like riding the bus. (Otobüs sürmeyi sevmiyorum.)

B: Why not? (Neden sevmiyorsun?)

A: Number one, it’s too slow. (İlk olarak, çok yavaş.)

B: You’re right. A car is faster. (Haklısın. Araba daha hızlı.)

A: Number two, it’s usually late. (İkinci olarak, genelde geç gelir.)

B: You’re right. The buses are never on time. (Haklısın. Otobüsler asla zamanında gelmez.)

A: Number three, it doesn’t run 24 hours. (Üçüncü olarak, 24 saat hizmet vermiyor.)

B: You’re right. Buses don’t run late at night. (Haklısın. Otobüsler gece hizmet vermez.)

A: Number four, it’s too crowded. (Dördüncü olarak, çok kalabalık.)

B: You’re right. You have to stand in the aisle. (Haklısın. Koridorda durmak zorundasın.)

A: Number five, it’s unsafe. (Beşinci olarak, güvenli değil.)

B: You’re right. Bad guys might rob you. (Haklısın. Kötü insanlar seni soyabilir.)

İngilizce Selamlaşma ve Tanışma Diyalogları

Örnek 1:

Ali: Hi, how are you doing? (Merhaba, nasılsın?)

Aslı: I’m fine. How about yourself? (İyiyim, sen?)

Ali: I’m pretty good. Thanks for asking. (Ben de iyiyim, teşekkürler.)

Aslı: No problem. So how have you been? (Ne demek. Nasıl gidiyor?)

Ali: I’ve been great. What about you? (Süper, senin?)

Aslı:: I’ve been good. I’m in school right now. (İyiyim ben de. Okula gidiyorum artık.)

Ali:What school do you go to? (Hangi okul?)

Aslı:: I go to PCC. (PCC’ye gidiyorum.)

Örnek 2:

A: Hello, how are you doing? (Selam, nasıl gidiyor?)

B: Pretty good, and you? (İyi, senin?)

A: I’m doing great. (Benim de iyi.)

B: That’s great to hear. (bunu duymak güzel.)

2 Kişilik Uzun İngilizce Diyalog Örnekleri

Sales clerk: — May I help you, sir? (Yardımcı olabilir miyim?
Paul Ryefield: — Yes, please. I´m looking for a cotton polo shirt. (Evet, keten bir polo tişört istiyorum.)
Sales clerk: — Any particular colour? (Bir renk belli mi?)
Paul Ryefield: — Not really. (Pek sayılmaz.)
Sales clerk: — How about this one? (Bu nasıl?)
Paul Ryefield: — I like the design, but don´t particularly care for the colour. Do you have that in other colours, too? (Dizaynı güzel ama başka rengi var mı?)
Sales clerk: — Well, they come in white, pale yellow, aqua, red and green. Will a white one do? (Bunlar beyaz, soluk sarı, mavi, kırmızı ve yeşil. Beyaz olur mu?)
Paul Ryefield: — Yes. I prefer white – and may I see a pale yellow one, too? (Evet. Soluk sarıyı da görebilir miyim?)
Sales clerk: — Why, of course. Let´s see… White… Pale yellow. Here you are, sir. (İşte burada.)

İngilizce İki Kişilik Kısa Diyalog Örnekleri

— Good morning. Are you ready to order? (Günaydın, Siapriş vermeye hazır mısınız?)
Müşteri:I am, thank you. I´ll have three scrambled eggs with country ham, toast and jam, please. (Evet, üç yumurtalı omlet ve yerel salam, kızarmış ekmek ve reçel, lütfen.)
Waitress: — Would you like anything to drink? (İçecek bir şey alır mıydınız?)
Müşter:ll have a tomato juice and some iced tea. (Domates suyu ve buzlu çay.)

İngilizce 3 Kişilik Diyaloglar

Jane: Leslie, may I borrow your cell phone to call my mother after we finish lunch? (Leslie, öğle yemeğimiz bittiten sonra senin telefonundan annemi arayabilir miyim?)

Leslie: Yes, of course, Jane. And please, do not forget to ask your mother whether you may go to the movies with us afterwards. (Tabii, Jane. Ve annene bizimle filme gelip gelemeyeceğini de sormayı unutma.)

Mary: Jane, could you pass the salt, please? (Jane, tuzu versene.)

Jane: Sure, here you are. (Buyur.)

Mary: And the pepper too, please. Thank you. (Karabiberi de lütfen. Teşekkürler.)

Örnek 2:

Laura: Good morning, I have an appointment with Doctor Clark at 8:30. (günaydın. Sabah 8.30’da Doktor Clark ile randevum vardı.)

Clerk: Let me pull your record. In the meantime, please sign-in and have a seat. (İsminize bakalım. Ve lütfen oturun.)

Nurse: Laura Nicholson.

Laura: Here. (Burda.)

 

 

 

İngilizce Kelime Ezberlemek Artık Çok Kolay

Uygulamayı Ücretsiz İndir; Her gün yeni kelimeler telefonuna gelsin
Örnek cümle ve anlamlarını öğren
Hatırlatmalarla pratik yap, kalıcı öğren, unutma
Offline modu ile Internete ihtiyacın olmadan kelime öğren
İngilizce Kelime Öğrenmeye Başla

Recent Content

×
wordly-logo
Wordly İngilizce Öğrenme ve Kelime Ezberleme Uygulaması
Uygulamayı Ücretsiz İndir
Her gün yeni kelimeler telefonuna gelsin
Uygulamayı İndir