İngilizce Sıfatlar (Adjectives) Konu Anlatımı ve Örnekler - Wordly Konuşuyor...

İngilizce Sıfatlar (Adjectives) Konu Anlatımı ve Örnekler


İngilizce sıfatlar anlamına gelen “adjectives“, İngilizce öğrenirken asla atlamamanız gereken bir konudur. Zira “isim, fiil, yüklem, sıfat, edat” gibi gramer bilgilerine sahip olmak ileride kuracağımız cümlelere adeta bir temel oluşturur. Temelimiz iyi olursa, ilerledikçe de sıkıntı yaşamayız. Adjectives (a.k.a adj.) sıfat / ön ad anlamına gelmektedir. Ön adlar yanına konan ismi (noun) niteler. Kelimeleri miktar, sıra, konum, renk, biçim, bıraktığı izlenim gibi çeşitli alanlarda tanımlamaya yardımcı olur.

Formül adjectives + noun ‘dır. Yazımızın geri kalanında size sıfatları daha detaylı anlatacağız; yazının gerisinde sıfat kullanmanın yararlarını, ingilizcede en çok kullanılan sıfatları, örnek olumsuz, olumlu cümleler tarif edeceğiz.

 

İngilizce Sıfatlar

Sıfatın sözlük tanımı ismi niteleyen ön addır. Bu tanım İngilizcede de değişmez, yine ismin önüne gelecek şekilde kullanırız sıfatı. Konuşurken, cümle kurarken sıfat kullanmamızın en belirgin yararı şudur: cümleyi uzun uzun kurmamıza gerek kalmadan gerekli sözcüğü hemen koyuveririz. Örneğin “orada bir köpek var, bu köpek çok güzel” ve saire demeden “orada güzel bir köpek” var deriz. İngilizcede bu fark daha barizdir. Relative clause ile cümle kurmamıza gerek kalmadan bir nevi “reducing” yaparak ismimizi niteleriz. Örneğin “there is a dog, which is beautiful” yerine, “there is a beautiful dog” demek daha basittir.

Elbette sıfatlar da kendi içinde kategorilere ayrılır. “Taste, sound, touch, color, size, shape, time, amount, emotion, personality, appearance, situation” gibi alanlarda farklı tanımlayıcı ön adlar bulunmaktadır. Sıfatlar cümleleri güzelleştirir, onları süsler ve yeni anlamlar katar. Yalnızca bir ön ad kullanacaksınız diye bir kural da yoktur. “There is a brown, beautiful, little, cute dog.” Gördüğünüz üzere köpek ismini “renk, görünüş, boyut, ve görünüş” olarak dört farklı bakış açısıyla niteledim. Böylelikle her sıfat için tek tek cümle kurmama da gerek kalmadı.

İngilizce Sıfatlar ile Cümle Örnekleri

  • I saw a great Persian film last night. (Dün gece harika bir İran filmi seyrettim.)
  • It’s so hot in Eileen’s house. (Eileen’in evi çok sıcak.)
  • I’ve never seen a more beautiful painting in my life. (Hayatımda daha güzel bir tablo görmedim)
  • Our holiday was spoiled by bad weather. (Kötü hava yüzünden tatilimiz bozuldu.)
  • Is that red umbrella belongs to you? (Şu kırmızı şemsiye sana mı ait?)
  • The lemon flavored cheesecake is my favorite dessert, to be honest. ( Limonlu cheesecake favori tatlımdır doğrusu.)
  • think I’ll have some more of that yummy ginger bread. ( Sanırım şu leziz zencefilli çörekten biraz daha alacağım.)

İngilizce Sıfatlar ile Soru Cümlesi Örnekleri

  • Is this song very high pitched? We do not wanna wake neighbors up. ( Bu şarkı yüksek sesli mi? Komşuları uyandırmak istemeyiz.)
  • Is the cake yummy you ate? ( Yediğin kek lezzetli mi?)
  • Did you put the melted butter in the cake as the recipe told you to do so? ( Kekin içine tarifte dediği gibi erimiş tereyağ koydun mu?)
  • Are my hands look worn? ( Ellerim yıpranmış görünüyor mu?)
  • Is my pants look so tight? ( Pantolonum dar mı görünüyor ?)
  • Is the clothes you washed still wet? (Yıkadığın giysiler hala ıslak mı?)
  • What is that melodic song in the forest? (Ormandaki bu melodik şarkı da ne?)
  • Can you be quiet please? ( Lütfen sessiz olur musun?)
  • To whom does that blue shirt belong? ( Bu mavi gömlek kime ait?)
  • How did you find this old attic? (Bu eski tavan arasını nasıl buldun?)
  • Can you see that orange balloon in the air? ( Havadaki turuncu balonu görüyor musun? )
  • Do I look like some mad old woman in this hat? ( Bu şapkayla yaşlı deli bir kadına mı benzedim?)

İngilizce Sıfatlar ile Olumsuz Cümle Örnekleri

  • She died after taking a massive overdose of drugs. (Yüksek dozda ilaç aldıktan sonra öldü.)
  • I can’t believe you got that skinny. ( Bir deri bir kemik kaldığına inanamıyorum.)
  • I did not make a deep research but it is probably the way I thought. (Derin bir araştırma yapmadım ama muhtemelen benim düşündüğüm gibi.)
  • I haven’t even thought that you could be such a selfish person. ( Bu kadar bencil olabileceğini düşünmemiştim hiç. )
  • I have not been to the beautiful California for years. ( Güzel California’ya yıllardır gitmedim. )
  • We had not thought that our black cat would run away from the house. ( Siyah kedimizin evden kaçacağını düşünmemiştik.)
  • I do not do daily exercises. (Günlük egzersiz yapmıyorum.)
  • There is no need to those countless arguments against this ridiculous proposal. ( Bu saçma teklif için sayısız tartışma yapmaya gerek yok.)
  • I am not amused in the classroom environment. ( Sınıf ortamında mutlu değilim.)
  • She is not that stupid to make the same mistakes over and over again. ( Aynı hataları tekrar tekrar yapacak kadar aptal değil.)

İngilizce Olumsuz Anlamlara Sahip Sıfat Örnekleri

  • You’re a weak-willed person. (iradesiz birisin.)
  • It was an extremely vulgar joke. (Çok bayağı bir şakaydı.)
  • We are not vengeful people but we want justice. (İntikamcı değiliz ama adalet istiyoruz. )
  • He was very vain about his hair and his clothes. ( saçı ve giysileri konusunda çok gösterişçiydi.)
  • She had a vague feeling that something had gone terribly wrong. ( Bir şeylerin ters gittiğine dair şüpheli bir hissi vardı. )
  • He is an utterly untrustworthyunreliable source. (O oldukça güvenilmez, inanılmaz bir kaynak. )
  • Tom always leaves his clothes in an untidy heap on the bedroom floor. ( Tom giysilerini her zaman dağınık bir yığın olarak yatak odasının zeminine bırakır.)
  • She is an unreliable narrator. ( O güvenilmez bir anlatıcı.)
  • The weather there can be unpredictable – one minute it’s blue skies and the next minute it’s pouring rain. ( Orda hava tahmin edilemez, bir dakika mavi gökyüzü, bir dakika bardaktan boşalırcasına yağmur.)
  • It was unkind of you to take his toy away. ( Oyuncağını alman senin zalimliğindi)
  • He was truculent and difficult to deal with. (Kavgacı ve uğraşması zor biriydi.)
  • You have to be careful what you say to Kevin – he’s rather touchy. ( Kevin’a söylediklerine dikkat et, çok alıngan biri.)
  • My dog is a little timid – especially around other dogs. ( Köpeğim biraz çekingen, özellikle de diğer köpeklerin yanında.)
  • She’s not intentionally unkind – she’s just a little thoughtless sometimes. (Bilerek kabalık yapmıyor, sadece bazen biraz düşüncesiz.)
  • It was tactless of you to invite his ex-girlfriend. (Eski kız arkadaşını davet etmen çok patavatsızca olmuş.)
  • He’s fun to be with, but he’s very superficial. (Takılması eğlenceli, ama çok yüzeysel biri.)
  • She was really stupid to quit her job like that. ( İşini böyle bırakacak kadar aptaldı.)
  • They have huge arguments because they’re both so stubborn. ( Büyük tartışmaları oluyor çünkü ikisi de çok inatçı.
  • He’s really stingy and never buys anyone a drink when we go out. (Çok cimri biri ve kimseye dışarı çıktığımızda bir içki ısmarlamaz.)
  • There’s always the temptation to take a sneaky peek at the presents under the Christmas tree. (Noel ağacının altındaki hediyelere sinsice bir göz atma eğilimi hep olur.)
  • It was silly of you to go out in the sun without a hat. ( Güneşe şapkasız çıkmak senin aptallığın.)
  • The judge told him: “Your attitude shows a selfish disregard for others.” (Hakim ona dedi ki, senin davranışın diğerlerine karşı bencillik.”
  • I  know it’s self-indulgent of me, but I’ll have another chocolate. (Keyfine düşkünlük olduğunu biliyorum ama bir çikolata daha yiyeceğim.)
  • Robert is a self-centred, ambitious, and bigoted man. (Robert ben merkezci, hırslı ve yobaz bir adam.)
  • He’s being very secretive about his new girlfriend. ( Yeni kız arkadaşı hakkında çok ağzı sıkı davranıyor.)
  • Are you being sarcastic? (Sarkastik mi davranıyorsun?)
  • Some people believe that to succeed in this world you have to be ruthless. (Bazı insanlar inanıyor ki bu dünyada başarılı olmak için gaddar olmak gerek.)
  • It‘s rude not to say “Thank you” when you are given something. (Sana bir şey verildiğinde teşekkür etmemek kabadır.)
  • She was resentfuof anybody’s attempts to interfere in her work (İşine müdahale eden herkese dargındı.)
  • She was a quick-tempered woman. (Çabuk sinirlenen bir kadındı.)
  • A quarrelsome person repeatedly argues with other people. (Kavgacı bir kişi durmadan diğerleriyle tartışır.)
  • He’s too pusillanimous to stand up to his opponents. (Düşmanlarına karşı çıkmak için çok korkak biri.)
  • He’s pretty possessive about his iPod – I wouldn’t dare ask to borrow it. ( ıPod’unu çok sahipleniyor, ödünç almayı soramazdım.)
  • He can sometimes sound a little pompous when he talks about acting. (Aktörlük hakkında konuştuğunda biraz gururlu geliyor kulağa.)
  • The tone of the meeting was very pessimistic. (Buluşmanın havası karamsardı.)
  • Jack was being perverse and refusing to agree with anything we said. (Jack çok huysuzdu ve dediğimiz her şeyi reddediyordu.)
  • It’s that patronizing tone of hers that I can’t bear. (Büyüklük taslamasına katlanamıyorum.)
  • She’s too parsimonious to heat the house properly. (Evi doğru dürüst ısıtmak için eli çok sıkı.)
  • He can be very obstinate at times. (Bazen çok inatçı olabiliyor.)
  • He’s obsessive about punctuality. (Dakiklik konusunda takıntılı biri.)
  • She’s always been nervous around dogs. (Köpeklerin etrafında hep gergin olur.)
  • Our boss treats us all like naughty children. Patronumuz bize yaramaz çocuklarmışız gibi davranıyor.)
  • She has a nasty habit of picking on people in meetings. (Buluşmalarda insanlara sataşmak gibi pis bir huyu var.)
  • a narrow-minded person (dar kafalı bir insan)
  • He can be moody. (Dengesiz olabilir.)
  • The workers are paid a miserly $2 a day. ( işçiler sefil 2 dolar alıyor günde.)
  • My landlord’s very mean with the heating – it’s only on for two hours each day. (Ev sahibim ısıtma konusunda çok alçak, her gün yalnızca 2 saat)
  • He is so materialistic (Çok materyalistik biri)
  • She is a Machiavellian
  • He’s too lazy to walk to work. (İşe yürümek için çok tembel.)
  • Anna says she feels jealous every time another woman looks at her boyfriend. ( Anna başka bir kadın erkek arkadaşına her baktığında kıskandığını söylüyor.)
  •  It would be irresponsible to ignore these warnings. (tüm uyarıları gözardı etmek sorumsuzluk olurdu.)
  • She can be very intolerant of students who don’t understand what she’s talking about. (Ne konuştuğunu anlamayan öğrenciler hakkında çok müsahamasız olabiliyor.
  • The prime minister has adopted an inflexiblposition on immigration. (Göç konusunda başbakan sert bir pozisyon takındı)
  • They have been rather indiscreet about their affair. (Onların olayı hakkında çok patavatsızlık yaptılar.)
  • He is widely thought to be an indecisive leader. (Kararsız bir lider olduğu geniş çevrelerce düşünüyor.)
  • These findings are inconsistent with those of previous studies. (Önceki çalışmalarıyla şimdiki bulguları birbiriyle örtüşmüyor)
  • Our neighbours are very inconsiderate – they’re always playing loud music late at night. (Komşularımız çok düşüncesiz. Hep gece geç saatte yüksek sesli müzik açıyorlar.)
  • Don’t be so impulsive – think before you act. (fevri olma, hareket etmeden önce düşün.)
  • It is impolite to point at people. (İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.)
  • He’s a good teacher, but inclined to be a bit impatient with slow learners. (İyi bir öğretmen ama yavaş öğrenenlere karşı biraz sabırsız.)
  • The children had had a harsh upbringing. (Çocukların zor bir yetişme çağı oldu.)
  • I hadn’t had enough sleep and was feeling kind of grumpy. (Yeterince uykumu alamamıştım ve biraz aksi hissediyordum.)
  • He’s greedy for power/success. (Güç / başarı için aç biri.)
  • All my children were fussy eaters. (Çocuklarımın hepsi seçici bir şekilde yemek yer.)
  • It was foolish of them to pay so much. ( Fazla ödemeleri onların aptallığıydı.)
  • It would be foolhardy to try and predict the outcome of the talks at this stage. ( bu noktada deneyip sonucu tahmin etmeye çalışmak gözü karalık olurdu)
  • She had a livelyoutgoing manner and was a bit flirtatious at times. ( Canlı, dışa dönük bir havası vardı ve biraz flörtözdü bazen.)
  • He’s terribly finicky about his food. ( Yemeği konusunda korkunç derecede seçici.)
  • thought he was arrogant and domineering. ( Kaba olduğunu ve otoriteli olduğunu düşündüm.)
  • He has written a stimulating but dogmatic book. (İlham veren ancak dogmatik bir kitap yazmış.)
  • He’s been dishonest in his dealings with us/about his past. ( Geçmişiyle ilgili konularda dürüst değil.)
  • He never struck me as deceitful before. (Daha önce hiç düzenbazlık yapmadı.)
  • She has a pretty cynicaview of men. (Erkeklere karşı kuşkucu bir bakış açısı vardı.)
  • He’s a very cunning man. (Çok kurnaz bir adam.)
  • Children can be very cruel to each other. (Çocuklar birbirine karşı çok zalim olabilir.)
  • He is a coward and a bully. (O bir korkak ve bir zorba.)
  • Her latest book is a compulsive read. ( Son kitabını okumak zorlayıcı.)
  • A very clinging and demanding elderly parent presents a problem. (Çok yapışkan ve talepkar yaşlı ebeveyn sorun teşkil eder.)
  • His moods are very changeable. (Duygu durumları çok değişken.)
  • My son’s teacher says that his work is often rather careless. (Oğlumun öğretmeni diyor ki onun ödevleri genelde umursamaz. )
  • He’s getting a bit cantankerous in his old age. ( Yaşlandıkça biraz huysuzlaşıyor.)
  • It might sound callous, but I don’t care if he’s homeless. He’s not living with me! (Umursamaz gelebilir kulağa, ama evsiz olması umrumda değil, benle yaşamıyor .)
  • She’s strong without being bossy. (Patronluk taslamadan güçlü birisi.)
  • The movie was so boringfell asleep. (Film çok sıkıcıydı o yüzden uyudum.)
  • He never does any exercise – he’s bone idle. (Egzersiz yapmıyor hiç, çok tembel.)
  • He was confident, not boastful. (Özgüvenliydi, kendini övmezdi.)
  • She’s so bitchy! (O çok dedikoducu)
  • She’s so bigheaded! (Çok kendini beğenmiş!)
  • Watch out! Lee’s in a belligerent mood. (dikkat et, Lee’nin canı kavga istiyor.)
  • found him arrogant and rude. (Onu küstah ve kaba buldum.)
  • She seemed rather aloof when in fact she was just shy. (Soğuk görünüyordu ama sadece utangaçtı.)
  • The stereotype is that men tend to be more aggressive than women. (Stereotip şudur ki erkekler genelde kadınlardan daha agresiftir.)

 

İngilizce Olumlu Anlamlara Sahip Sıfat Örnekleri

  • He is lively and quickwitted despite his age. (Yaşına rağmen oldukça canlı ve hazır cevap.)
  • At school he was popular and self-confident, and we weren’t surprised at his later success. (Okulda popüler ve özgüvenliydi, sonradan başarısına şaşırmadık)
  • The managers have to be motivated and self-disciplined. (Müdürler motive ve öz disiplinli olmalıdır.
  • I think the sensible thing to do is call and ask for directions. (Mantıklı olan şey arayıp direktif almak bence.)
  • Her reply showed that she was very sensitive to criticism. (CEvabı gösterdi ki eleştiriye karşı çok hassas biri.)
  • He was too shy to ask her to dance with him. (Ona dans etmeyi teklif etmek için çok utangaç biriydi.)
  • He’s so sincere that you know exactly where you stand with him. (Çok samimi biri, tam olarak nerde durduğunu bilebiliyorsun.)
  • Rob’s very sociable – he likes parties. (Rob çok sosyal, partileri sever.)
  • Just follow the signs to Bradford – it’s very straightforward. (Bradford’a kadar tabelaları takip et, açık bir yerde.)

  • He suffers from back trouble too, so he was very sympathetic about my problem. (O da sırt ağrısı çekiyor, o yüzden benim problemime karşı da çok empatiliydi.)
  • She’s a good, warm-hearted woman. (O iyi, sıcak kalpli bir kadın.)
  • You said you needed a volunteer – well, I’m willing. (Gönüllüye ihtiyacım var demiştin, ben hevesliyim.)
  • She is optimistic about her chances of winning a gold medal. (Altın madalya kazanma şansı hakkında iyimser.)
  • There must be some rational explanation for what happened. (Olanlar hakkında rasyonel bir açıklama olmalı.)
  • The president is more powerful than the prime minister. (Cumhurbaşkanı başbakandan daha güçlüdür.)
  • She’s such a pleasant, helpful child! (O çok mutlu ve yardımsever bir çocuk)
  • I’ve never found Charlie Chaplin very funny. (Charlie Chaplin’i asla çok komik bulmadım.)
  • I’m on friendly terms with my daughter’s teacher. (Kızımın öğretmeniyle aramız iyi.)
  • The architects have made imaginative use of glass and transparent plastic. (Mimarlar ve camdan transparan plastik yaratıcı bir kullanım yaptı.)
  • Helen had a few intelligent things to say on the subject. (Helen’in konu hakkında söyleyecek zekice birkaç şeyi vardı.)
  • The house was clean and tidy. (Ev temiz ve düzenliydi.)

İngilizcede En Çok Kullanılan 100 Sıfat

  • other = diğer
  • new = yeni
  • good = iyi
  • high = yüksek
  • old = eski
  • great = büyük, yüce
  • big = büyük, iri
  • American = amerikan
  • small = küçük
  • large = büyük
  • national = ulusal
  • young = genç
  • different = farklı
  • black = siyah
  • long = uzun
  • little = küçük
  • important = önemli
  • political = politik
  • bad = kötü
  • white = beyaz
  • real = gerçek
  • best = en iyi
  • right = hak, doğru
  • social = sosyal
  • only = sadece
  • public = halk
  • sure = kesin
  • low = düşük
  • early = erken
  • able = yapabilmek
  • human = insan
  • local = yerel
  • late = geç
  • hard = zor
  • major = büyük
  • better = daha iyi
  • economic = ekonomik
  • strong = güçlü
  • possible = mümkün
  • whole = bütün
  • free = özgür
  • military = askeri
  • true = doğru
  • federal = birleşik
  • international = uluslararası
  • full = tam
  • special = özel
  • easy = kolay
  • clear = açık
  • recent = yeni, son
  • certain = belli
  • personal = kişisel
  • open = açık
  • red = kırmızı
  • difficult = zor
  • available = mümkün, uygun
  • likely = olası
  • short = kısa
  • single = tek
  • medical = medikal
  • current = şu anki
  • wrong = yanlış
  • private = özel
  • past = geçmiş
  • foreign = yabancı
  • fine = iyi
  • common = popüler
  • poor = fakir
  • natural = naturel
  • significant = önemli
  • similar = benzer
  • hot = sıcak
  • dead = ölü
  • central = merkezi
  • happy = mutlu
  • serious = ciddi
  • ready = hazır
  • simple = basit
  • left = ayrılmış
  • physical = fiziksel
  • general = genel
  • environmental = çevresel
  • financial = finansal
  • blue = mavi
  • democratic = demokratik
  • dark = koyu
  • various = çeşitli
  • entire = tam
  • close = kapalı
  • legal = yasal
  • religious = dini
  • cold = soğuk
  • final = final
  • main = ana
  • green = yeşil
  • nice = güzel
  • huge = dev
  • popular = popüler
  • traditional = geleneksel
  • cultural = kültürel

İngilizce Sıfat Sıralaması

İngilizce sıfat sıralaması İngilizcede fazlasıyla önemlidir. Bazen ismi bazı açılardan nitelerken bazı sıfatlara öncelik vermemiz gerekmektedir. Opinion, size, age, colour, origin, material and purpose sıralamasını kullanarak sıfatlarımızı sıralayabiliriz. Buna kısaca “OSACOMP” kuralı denir. Tabii normalde cümle kurarken yedi tane sıfatı da art arda sıralamayız ancak bazen birkaç sıfat kullandığımız olur, işte o zamanlarda bu sıralamaya uymanız yararınıza olacaktır. Örneğin, A ugly, big, new, orange, round, Turkish sofa. (Çirkin, büyük, yeni, turuncu, yuvarlak, Türk yapımı koltuk.) Gördüğünüz üzere önce fikrimi, sonra boyutunu, sonra yaşını, sonra rengini, sonra orijinini, sonra materyalini ve amacını belirttim.

Örnekler:

Doğru – Small brown linen bag (Küçük kahverengi keten çanta)

Yanlış – Brown linen small bag (Kahverengi keten küçük çanta)

 Adjectives sıralaması konusuyla,  kullanımıyla ilgili  detaylı bilgileri ilgili yazımızdan öğrenebilirsiniz.

Recent Content