İngilizce Soyut İsimler, Abstract Nouns Konu Anlatımı - Wordly Konuşuyor...

İngilizce Soyut İsimler, Abstract Nouns Konu Anlatımı


İngilizce Soyut İsimler, Abstract Nouns Konu Anlatımı

İngilizce’de soyut isimleri tanımlamak önemli bir meseledir.  Genel olarak dünyanın her yerinde soyut isimler aynıdır aslında. Türkçe’de de, İngilizce’de de soyut isimler dendiğinde aklımıza aynı şeyler gelir. Mesela mutluluk soyut bir isimdir. Neden derseniz, mutluluğu beş duyu organımız ile hissedemeyiz. Yani mutluluk, hüzün, öfke, neşe, adalet ve benzeri terimler ne gözle görülür, ne duyulur, ne koklanır, ne elle hissedilir ne de tadılır. Soyut isimler konseptlerden, fikirlerden ve hislerden ibarettir. “Kahkaha” sözcüğü gibi iki arada kalmış soyut isimler de vardır, bunların sebebi ise tam olarak soyut veya somut olmamasıdır. Örneğin kahkaha somut değildir, elle tutamayız,  ancak yine de duyabiliriz.

İngilizce Soyut İsimler Nedir? Nasıl Kullanılır?

İngilizce cümleler kurarken soyut isimleri somut kavramlarla birleştirirseniz ortaya değişik cümleler çıkacaktır. Bu yüzden hislerinizi ve somut eylemlerinizi tanımanız sizin için iyi olacaktır. İngilizce’de “concrete existence” denen bir kavram vardır. Bu kavram “somut varlık” olarak çevrilebilir Türkçe’mize. Genel olarak somut varlıklardan bahsederken elle tutulur şeylerden bahsederiz. Mesela kedi, köpek, masa, kalem, bardak, pencere vesaire vesaire. Saydığım tüm kelimeler reel dünyada karşılık bulan, parmakla işaret edebileceğimiz nesneler. Ancak bir “aşk” ya da “nefret” dediğimizde, bunu somut olarak kanıtlamak mümkün müdür? Değildir. Keza inanç kavramı da soyut bir kavram olarak karşımıza çıkar. Dinlere ya da tanrıya inanıp inanmamak kutsal kitaplar olmasına rağmen somut olan bir durum değildir, çünkü nasıl inandığımızı duyu organlarımız ile kanıtlayamayız. Bu yüzden düşüncelerin ve hislerin neredeyse tamamı soyut isimdir.

 

İngilizce En Çok Kullanılan Soyut İsimler Nedir?

Bu paragrafta ise sizler için A’dan Z’ye İngilizce soyut isimleri liste olarak derledik. İşte o liste

  • Amazement : Şaşkınlık, hayret
  • Anger : Öfke
  • Anxiety : Kaygı, anksiyete
  • Apprehension : Endişe, kavrama, kaygı
  • Artistry : Sanatkarlık
  • Awe : Sakınma, huşu
  • Beauty : Güzellik
  • Belief : İnanç
  • Bravery : Cesaret
  • Brilliance : Deha, mükemmellik
  • Brutality : Vahşilik, gaddarlık
  • Calmness : Sakinlik
  • Chaos : Kaos
  • Charity : Hayır, hayırseverlik
  • Clarity : Berraklık, açıklık
  • Coldness : Soğukluk
  • Comfort : Rahatlık
  • Communication : İletişim
  • Compassion : Merhamet, şefkat
  • Confidence : Özgüven
  • Consideration : Göz önünde tutma, değerlendirme
  • Contentment : Gönül rahatlığı, hoşnutluk
  • Courag : Cesurluk, yüreklilik
  • Crime : Suç
  • Culture : Kültür
  • Curiosity : Merak
  • Death : Ölüm
  • Deceit : Hilekarlık, dolandırıcılık
  • Dedication : Adanmışlık
  • Defeat : Yenilgi
  • Delight : Mutluluk
  • Democracy : Demokrasi
  • Despair : Çaresizlik
  • Determination : Kararlılık, azim, saptama
  • Dexterity : Maharet, beceriklilik
  • Dictatorship : Diktatörlük
  • Disappointment : Hayal kırıklığı
  • Disbelief : İnançsızlık, güvensizlik
  • Disquiet : Huzursuzluk
  • Disturbance : Rahatsızlık
  • Dreams : Hayaller, rüya
  • Ego : Ego, bilinçaltı
  • Elegance : Zariflik, zarafet
  • Energy : Enerji
  • Enhancement : Artırılma, iyileştirilme
  • Enthusiasm : Heves, coşkunluk
  • Envy : Hasetlik, kıskançlık
  • Evil    : Şeytan, kötülük
  • Excitement : Heyecanlanma
  • Failure : Başarısızlık
  • Faith : İman
  • Faithfulness : Sadakat, vefakarlık
  • Faithlessness : Güvenilmezlik, inançsızlık
  • Fascination : Büyüleyicilik
  • Favoritism : İltimas, kayırıcılık
  • Fear : Korku
  • Forgiveness : Bağışlayıcılık
  • Fragility : Kırılganlık
  • Frailty :  Kolay kırılma
  • Freedom : Özgürlük
  • Friendship : Arkadaşlık, dostluk
  • Generosity : Cömertlik
  • Goodness : İyilik
  • Gossip : Dedikodu
  • Grace : Lütuf, incelik
  • Graciousness : Merhametlilik
  • Grief : Keder, tasa
  • Happiness : Mutluluk
  • Hate : Nefret
  • Hatred : Düşmanlık, kin
  • Hearsay : Söylenti, kulak dolgunluğu
  • Helpfulness  : Yardımseverlik
  • Helplessness : Acizlik, savunmasızlık
  • Homelessness : Evsizlik
  • Honesty : Dürüstlük
  • Honor : Onur
  • Hope : Umut
  • Humility : Alçak gönüllülük, tevazu
  • Humor : Mizah
  • Hurt : Ziyan, üzüntü
  • Idea : Fikir
  • Idiosyncrasy : Huy, yaradılış
  • Imagination : hayal gücü
  • Impression  : Etkilenme
  • Improvement : Geliştirme, ilerleme, iyileşme
  • Infatuation  : Vurulma, sevdalanma
  • Inflation : Enflasyon
  • Information : Bilgi, iddia, malumat
  • Insanity : Delilik
  • Integrity : Bütünlük, tamamlık
  • Intelligence : Zeka, akıl
  • Jealousy : kıskançlık
  • Joy : Neşe, keyif
  • Justice : Adalet
  • Kindness : Nezaket
  • Knowledge : Bilgi
  • Laughter : Kahkaha
  • Law : Kanun
  • Liberty : Özgürlük
  • Life : Hayat, yaşam
  • Loss : Kayıp
  • Love : Aşk, sevgi
  • Loyalty : Sadakat, bağlılık, vefa
  • Luck : Şans, talih
  • Luxury : Lüks, konfor, zevk
  • Maturity : Olgunluk, vade, erginlik
  • Memory : Hafıza, bellek
  • Mercy : Af, merhamet
  • Misery : Sefalet, bedbahtlık, ızdırap
  • Motivation : Motivasyon
  • Movement : Hareket, devinme
  • Need : İhtiyaç
  • Omen : işaret, alamet
  • Opinion : düşünce
  • Opportunism : fırsatçılık
  • Opportunity : fırsat
  • Pain : acı
  • Parenthood : ebeveynlik
  • Patience : sabır
  • Patriotism : yurtseverlik, vatanseverlik
  • Peace : huzur, barış, sulh
  • Peculiarity : gariplik, acayiplik, alışılmamışlık
  • Perseverance : sebat, direşme
  • Pleasure : memnuniyet, haz, keyif
  • Poverty : sefalet, fakirlik
  • Power : güç, yetki, kuvvet
  • Pride : gurur, onur
  • Principle : prensip
  • Reality : realite, gerçeklik
  • Redemption : kefaret, kurtarılma
  • Refreshment : ferahlama, canlanma
  • Relaxation : dinlenme
  • Relief : teselli, iç rahatlaması
  • Riches : zenginlik, mal, sermaye, varlık
  • Romance : romantizm, romans
  • Rumor : söylenti, rivayet, dedikodu
  • Sadness : üzüntü, hüzün, mutsuzluk
  • Sanity : akıl, dirayet
  • Satisfaction : tatmin, memnuniyet, kefaretin ödenmesi
  • Self-control : kendini kontrol etme, irade
  • Sensitivity : hassaslık, duyarlılık, hassasiyet
  • Service : servis
  • Shock : şok olma
  • Silliness : şapşallık, sakarlık
  • Skill : yetenek, maharet, beceri, hüner
  • Slavery : kölelik
  • Sleep : uyku
  • Sophistication : karmaşıklık, düşüncelilik
  • Sorrow : üzüntü, tasa, keder, gam
  • Sparkle : kıvılcım, parlama
  • Speculation : spekülasyon, tahmin, kurgu
  • Speed :  hız, sürat
  • Strength : güç, kuvvet, metanet
  • Strictness  : katılık, sıkılık
  • Stupidity  : aptallık, budalalık
  • Submission  : arz, teklif, bildirme
  • Success  : başarı, sükse, sonuç
  • Surprise : sürpriz
  • Sympathy : sempati , halden anlama
  • Talent :    yetenek, beceri
  • Thought  : düşünce, fikir
  • Thrill : heyecan
  • Tiredness  : yorgunluk
  • Tolerance : tolerans, müsamaha, hoşgörü
  • Trust : güven, ümit
  • Truth  : gerçeklik, hakikat, doğru
  • Uncertainty : belirsizlik, kuşku, tereddüt, şüphe
  • Unemployment : işsizlik, aylaklık
  • Unreality : gerçek olmama, hakikatsizlik
  • Victory : zafer
  • Wariness  : ihtiyat, uyanıklık
  • Warmth : sıcaklık
  • Weakness : zayıflık
  • Wealth : varlık, zenginlik
  • Weariness : yıpranmışlık
  • Wisdom : bilgelik
  • Wit : zeka kıvraklığı , akıl
  • Worry : endişe, kaygı

İngilizce Soyut İsimleri İçeren Cümle Örnekleri

İngilizce Soyut İsimleri İçeren Olumlu Cümle Örnekleri

 

  • He handled the situation with great intelligence and maturity.

( Durumu büyük bir akıl ve olgunlukla idare etti.)

  • The case is being seen as a victory for freedom of speech.

( Dava konuşma özgürlüğünün bir zaferi olarak görülüyor.)

  • She was known to be a woman of great wisdom

( Oldukça bilge bir kadın olarak bilinirdi)

  • What made him remarkable as a photographer was his skill in capturing the moment.

(Onu bir fotoğrafçı olarak önemli kılan anı yakalamadaki becerisi idi.)

  • We were very impressed with the friendliness and helpfulness of the locals.

(Yerel halkın arkadaş canlılığı ve yardımseverliği bizi çok etkilemişti)

  • There is a sense of weariness about these arguments.

(Bu tartışmalarda bir çeşit bitkinlik var.)

  • This biography does great honor to the poet’s achievements.

(Bu biyografi şairin başarılarına şeref kazandırıyor.)

  • Wearing a raincoat, even on a hot day, is one of her idiosyncrasies.

(Sıcak havada bile yağmurluk giymek onun huylarından biridir.)

  • There is considerable public disquiet about the safety of the new trains.

(Yeni trenlerin güvenliği konusunda toplumda büyük ölçüde huzursuzluk var.)

  • Despite her scruffy clothes, there was an air of sophistication about her.

(Pasaklı giysilerine karşın sofistike bir havası vardı.)

  • Winning the prize really boosted her ego.

(Ödülü kazanmak gerçekten egosunu yükseltti.)

  • He treated them with generosity and thoughtfulness.

(Onlara cömert ve düşünceli davrandı)

  • I’m tired of her petty jealousies.
(Onun önemsiz kıskançlıklarından bıktım.)
  • Life’s full of surprises.

(Hayat sürprizlerle doludur.)

  • They had the courage to stand up and fight for what they believed in.

(inandıkları şeyler için ayağa kalkıp savaşacak cesaretleri vardı.)

  • A large number of people fail to derive any pleasure at all from horror movies.

(Büyük çoğunlukta insan korku filmlerinden hiçbir zevk alamıyor.)

  • We sometimes sleep late at the weekends.

(Bazen haftasonları geç saatlere kadar uyuruz.)

  • An air of unreality hung over the whole ceremony.

(Gerçekdışı bir hava tüm seremoni boyunca asılı kaldı.)

  • Religion is losing its power to shape our behaviour.

(Din davranışlarımızı şekillendirmek için olan gücünü kaybediyor.)

  • Stop this silliness and get back to work!

(Bu saçmalığı bırak ve işine geri dön!)

  • Spring is here and romance is in the air.

(Bahar geldi ve havada romantizm var.)

  • He’s intelligent enough but he lacks motivation.

(Yeterince zeki ancak motivasyon eksikliği yaşıyor.)

  • I felt a huge sense of relief when I heard they were all OK.

(Herkesin iyi olduğunu duyunca müthiş bir rahatlama hissettim.)

  • They were just in search of cheap thrills.

( Küçük heyecanlar peşindeydiler.)

  • I thought she was leaving the company, but perhaps it may be just a rumour.

(Şirketi bırakacağını düşünmüştüm, ama belki de bu sadece bir söylentidir.)

 

İngilizce Soyut İsimleri İçeren Olumsuz Cümle Örnekleri

 

  • She had no tolerance for jokes of any kind.

(Hiçbir şakaya tahammülü yoktur.)

  • He is no longer in touch with youth culture.

(Artık gençliğin kültürüyle hiçbir bağlantısı yok)

  • I didn’t have much success in finding a job.

(iş bulmakta pek başarı gösteremedim.)

  • You can stay here tonight, so you don’t have to worry about walking home in the dark.

(Gece burda kalabilirsin, böylece karanlıkta eve yürümeye endişelenmene gerek kalmaz.)

  • I haven’t felt a deep sadness when she said she wanted to leave the city.

(Şehri terketmek istediğini söylediğinde derin bir hüzün hissetmedim.)

  • There was not fear and hatred in his voice.

(Sesinde kin ve korku yoktu.)

  • I didn’t expect them to jump for joy at the news

(Haberlere mutluluktan zıplamasını beklemedim.)

  • They were not  able to share their common joys and griefs.

(Ortak zevklerini ve yaslarını paylaşamıyorlardı.)

  • They were living in slavery and poverty.

(Kölelik ve sefalet içinde yaşıyorlardı).

  • Fame brought her nothing but misery.

(Şöhret ona yalnızca çaresizlik getirdi)

  • I couldn’t believe my own stupidity.

(Kendi aptallığıma inanamadım.)

  • He did not have mercy for anyone

(Kimseye merhamet göstermedi)

  • People need income not handouts.

(insanların gelire ihtiyacı var, sadakaya değil.)

  • People fear that security cameras could infringe personal liberties.

(İnsanlar güvenlik kameralarının kişisel özgürlükleri ihlal edebileceğinden korkuyorlar.)

 

İngilizce Soyut İsimleri İçeren Soru Cümlesi Örnekleri

  • What do you need most in those hard times?

(Bu zor zamanlarda en çok neye ihtiyacın var?)

  • What is your opinion about those terrorism consequences in your country?

(Senin ülkendeki  terrörizmin bu sonuçları hakkındaki düşüncelerin nedir?)

  • Is insanity a consequence?

(Delilik bir sonuç mudur?)

  • Is happiness a butterfly? I try to catch it every time.

(Mutluluk bir kelebek mi? Her seferinde yakalamaya çalışıyorum.)

  • What do you think about the justice in your law system? Does it work well?

(Hukuk sistemindeki adalet hakkında ne düşünüyorsun? İyi işliyor mu?)

  • Why did in the history the slavery take too much time to demolish?

(Neden tarihte köleliği yıkmak çok vakit aldı?)

  • Does he really in despair? He does not seem so.

(Gerçekten çaresizlik içinde mi? Hiç de öyle görünmüyor.)

  • Do you believe in life after death?

(Ölümden sonra yaşama inanır mısın?)

 

Recent Content