İngilizcede Günler, Aylar ve Mevsimler - Wordly Konuşuyor...

İngilizcede Günler, Aylar ve Mevsimler


İngilizcede-gunler-aylar-mevsimler

Zamanın ve tarihlerin öneminin yadsınamaz olduğu bir gerçektir. Günlük hayatta bir randevu verirken, bir toplantı organize ederken ve benzeri durumlarda günleri, ayları hatta mevsimleri konuşulan dil bağlamında bilmek size büyük bir kolaylık sağlayacaktır. Bu yazımızda sizler için İngilizcede günler, aylar ve mevsimlerin karşılıklarını özetledik. Yazının devamında mevsimler ve haftanın günleri ile ilgili örnek cümleler de bulabilirsiniz. Keyifli çalışmalar.

İngilizcede Günler

Bu kısımda ‘ İngilizce günler ne demek?’ sorusunun cevabını bulacaksınız. Bir dilde günleri bilmek, vereceğiniz randevularda, yapacağınız planlarda, yapacağınız hesaplamada size kolaylık sağlayacaktır. İngiltere’de bir konsere gitmek istediğinizi varsayalım. Bilet alırken, etkinliğin hangi gün olduğunu anlamanız için, İngilizcede haftanın günlerinin karşılıklarını bilmeniz gerekir. Ya da seyahat edeceğinizi ve biletinizi dili İngilizce olan bir siteden alacağınızı düşünelim, yine günlerin karşılıklarını bilmeniz size fayda sağlayacaktır. İngilizcede günler ile ilgili bilmeniz gereken önemli bir kural var, bu dilde günler her zaman büyük harf ile başlamaktadır.

İngilizcede günler aşağıdaki gibidir:

  • Monday (Mon) : Pazartesi
  • Tuesday (Tue) : Salı
  • Wednesday (Wed): Çarşamba
  • Thursday (Thu): Perşembe
  • Friday (Fri): Cuma
  • Saturday (Sat) : Cumartesi
  • Sunday (Sun) : Pazar

İngilizcede Aylar

Bu kısımda ise ‘İngilizce aylar ne demek?’ sorusunun cevabını bulacaksınız. Takvimler her zaman uygarlıkların birer parçaları olmuştur. İnsanlık olarak her işimizi zamana bağlı olarak tamamlamaktayız. Planlama yaparken ve hatta bir şeylerin kaydını tutarken de zamana, tarihe başvurmaktayız. Daha önce günleri bilmenin öneminden söz etmiştik. Ayları bilmek, günleri bilmek kadar önemlidir. Örneğin gelecek ay için bir randevu vereceksiniz, gelecek ayın ismini bilmeniz bu noktada sizin için önemli olacaktır. Burada dikkat etmeniz gereken şey, aynı günlerde olduğu gibi aylar da her seferinde büyük harfle başlamaktadır.

İngilizcede aylar aşağıdaki gibidir:

  • January (Jan) : Ocak
  • February (Feb) : Şubat
  • March (Mar): Mart
  • April (Apr) : Nisan
  • May (May) : Mayıs
  • June (Jun): Haziran
  • July (Jul) : Temmuz
  • August (Aug): Ağustos
  • September (Sep veya Sept) : Eylül
  • October (Oct): Ekim
  • November (Nov) : Kasım
  • December (Dec) : Aralık

İngilizcede Mevsimler

Bu kısmımızda ‘İngilizce mevsimler ne demektir?’ sorusunun cevabını bulacaksınız. Mevsimleri bilmek özellikle uzun vadeli planlarınızda size yardımcı olacaktır. Örneğin, uzun süreli bir tatil planı yapıyorsanız, gideceğiniz yerin hava koşullarını bilmek ve yönelteceğiniz soruları bu bağlamda planlamak size büyük bir kolaylık sağlayacaktır.

İngilizcede mevsimler aşağıdaki gibidir:

  • Fall / Autumn: Sonbahar
  • Winter: Kış
  • Spring: İlkbahar
  • Summer : Yaz

İngilizce Yaz Mevsimi Örnek Cümleler


-What do your parents usually do in the summer around here?

Annen ve baban yazın genellikle buralarda ne yapar?

-Mary should have gone there last summer.

Mary oraya geçen sene gitmeliydi.

-What are their plans for next summer?

Onların gelecek yaz için planları nedir?

-After a lovely summer season, people started to go back for their business’.

Tatlı bir yaz sezonundan sonra, insanların işleri için geri dönmeye başladı.

-I am going to be in İstanbul all summer because of my job.

İşim nedeniyle tüm yaz İstanbul’da olacağım.

-What does summer mean?

Yaz ne demektir?

-I went around Heidelberg by bike last summer.

Geçen yaz bisikletle Heidelberg’i gezdim.

-She is planning to be in Alaçatı next summer.

O, gelecek yaz Alaçatı’da olmayı planlıyor.

-I adore swimming in the summer.

Yazları yüzmeye bayılıyorum.

-They never made it to the Bodrum three summers ago.

Üç yaz önce, Bodrum’a asla uğramadılar.

-My favourite band’s concert will be here next summer.

En sevdiğim grubun konseri bir sonraki yaz burada olacak.

-He used to go camping every summer.

O, her yaz kamp yapmaya giderdi.

-I hope Tobias will come to see me next summer.

Umarım Tobias gelecek yaz beni görmeye ziyarete gelecek.

-Maybe we should change the summer tyres before we go on a road trip.

Belki de yolculuğa çıkmadan önce arabanın yaz lastiklerini değiştirmeliyiz.

-She claims that she will be at Çeşme all summer.

Bütün yaz boyunca Çeşme’de olacağını iddia ediyor.

-You should know that, Turkey’s beaches are really crowded in the summer.

Şunu bilmelisin ki, Türkiye’nin sahilleri yazları gerçekten çok kalabalık oluyor.

-Don’t you think that the weather has been nice this summer.

Sen de bu yaz havanın güzel olduğunu düşünmüyor musun?

-She was thinking, it was warm and sweet, like a summer rain.

Bir yaz yağmuru gibi sıcak ve tatlı olduğunu düşünüyordu.

-One beautiful summer day, not long after my meeting with my best friend Susan, Susan and I visited Paul in his quiet home on the Mainz.

-Güzel bir yaz günü, en iyi arkadaşım Susan ile buluşmamdan yakın zaman sonra, Susan ve ben, Paul’u Mainz’daki sessiz evinde ziyaret ettik.

İngilizce Kış Mevsimi Örnek Cümleler

-One cold winter morning Louie was alone in his room.

Soğuk bir kış sabahı, Louie odasında yalnızdı.

-But the brightest summer has winter behind it.

Fakat en parlak yazdan sonra bile kış gelmektedir.

-I choose to climb mountains in winter rather than summer, because then you should not have to make all necessary preparation beforehand.

Yazdan ziyade kışın dağlara tırmanmayı seçiyorum, çünkü kışın dağlara tırmanmayı seçerseniz gerekli hazırlıkları önceden halletmenize gerek kalmaz.

-Who does not like winter?

Kim kışı sevmez?

-Some people usually busier in the winter than in the summer.

Bazı insanlar genellikle kışın, yazın olduklarından daha meşgul olurlar.

-This winter we have not seen much snow.

Bu kış, çok kar görmedik.

-It was the coldest winter in thirty years.

O, otuz yılın en soğuk kışıydı.

-I feel more depressed in winter times.

Kış zamanları, daha depresif hissederim.

-We should go skiing this winter.

Bu kış kayak yapmaya gitmeliyiz.

-Did you ski last winter?

Geçen kış kayak yapmaya gittin mi?

-Is there much snow in Berlin in the winter?

Kışın Berlin’de çok kar olur mu?

-Germany eliminated Netherlands from the Winter Olympics hockey tournament.

Almanya Hollanda’yı Kış Olimpiyatları hokey turnuvasından eledi.

-It is a known fact that night falls quickly in the winter.

Kışları, gecenin çabuk çökmesi bilinen bir gerçektir.

-What is your favourite season? Mine is winter.

En sevdiğin mevsim nedir? Benimki kış.

-Last year the winter was mild, wasn’t it? It was very lovely.

Geçen yıl kış çok hafifti, öyle değil mi? Çok hoştu.

-Do you know that, the swallows fly south before the winter starts?

Kırlangıçların kış başlamadan önce güneye uçtuklarını biliyor muydun?

-I am afraid that the next winter will be harsh.

Gelecek kışın sert olacağından endişeliyim.

-It is of course obvious that my swimsuit will not fit me anymore, because I gained so much weight over the winter.

Mayomun üstüme uymayacağı tabii ki çok açık, çünkü kış boyunca çok fazla kilo aldım.

-What does winter mean?

Kış ne demek?

-We should do this every winter.

Bunu her kış yapmalıyız.

-I assume it will not snow this winter as much as usual last winter.

Sanıyorum ki, bu kış geçen kış yağdığı kadar kar yağmayacak.

-Winter is coming.

Kış geliyor.

-Do not worry my love, winter will arrive soon enough, and everything will be alright.

Merak etme sevgilim, kış yakında gelecek ve her şey güzel olacak.

-They were thinking, we have had more snow than usual this winter.

Onlar, bu kış her zamankinden daha çok kar yağdığını düşünüyorlardı.

İngilizce İlk ve Son Bahar Örnek Cümleler

-It would have been nice to travel to Vienna in the spring for watching an opera.

İlkbaharda Viyana’ya bir opera izlemek için ziyarete gitmek güzel olurdu.

-Would you like to visit Paris with me in the spring?

İlkbaharda benimle Paris’e gelmek ister misin?

-Spring is the second season of the year.

İlkbahar, yılın ikinci mevsimidir.

-Everything looks brighter to me in spring.

İlkbaharda her şey gözüme daha parlak görünür.

-We should immediately do some spring cleaning.

Derhal bir ilkbahar temizliği yapmalıyız.

-They travelled east in the spring of 2003.

Onlar, 2003 yılının ilkbaharında doğuya seyahate gitti.

-It is a beautiful day, the air smells like spring flowers.

Güzel bir gün, hava bahar çiçekleri gibi kokuyor.

-You will retire next spring, right?

Gelecek ilkbahar emekli oluyorsun, öyle değil mi?

-Most of the plants bloom in the spring.

Birçok bitki ilkbaharda çiçek açar.

-Spring is coming.

İlkbahar geliyor.

-Have you ever been to Rome in the spring?

Hiç baharda Roma’ya gittin mi?

-Have you noticed that the days get longer when the spring arrives?

İlkbahar geldiğinde günlerin daha uzun olmaya başladığını fark ettin mi?

-Winter is followed by spring.

İlkbahar kışı izler. (Kıştan sonra gelir anlamında)

-Remzi and Remziye are going to get married this spring.

Remzi ve Remziye bu ilkbaharda evlenecekler.

-The snow melted when spring arrived.

İlkbahar gelince karlar eridi.

-I love the trees, particularly in the fall.

Ağaçları seviyorum, özellikle de sonbaharda.

-Fall is the best season ever!

Sonbahar en iyi mevsim!

-She is going to graduate this fall.

O, bu sonbaharda mezun olacak.

-The moon looks very beautiful in autumn.

Ay, sonbaharda çok güzel görünüyor.

-Autumn is better than summer, in my opinion.

Benim görüşüme göre, sonbahar yazdan daha iyi.

-You can actually feel the change of season by this cool autumn wind blowing.

Aslında bu soğuk sonbahar rüzgarının esmesiyle mevsimin değiştiğini hissedebilirsiniz.

-It rains in early autumn.

Erken sonbaharda yağmur yağar.

-Do you know why is autumn called “fall” in America?

Amerika’da sonbahara neden “fall” dendiğini biliyor musun?

-You can say that, autumn is the best season to go on hikes.

Yürüyüşe çıkmak için en iyi mevsimin sonbahar olduğunu söyleyebiliriz.

-I do not like autumn so much, because it reminds me bad memories.

Ben sonbaharı pek sevmem, çünkü bana kötü anılarımı hatırlatır.

-Food is particularly delicious in autumn, don’t you think?

Yiyecekler sonbaharda özellikle lezzetli oluyor, sence de öyle değil mi?

-What does spring mean?

İlkbahar ne demektir?

-What does autumn mean?

-Sonbahar ne demektir?

-Today is the last day of autumn, we should be prepared for the winter.

Bugün sonbaharın son günü, kışa hazırlıklı olmalıyız.

-Do not know why, but dogs definitely love the autumn.

Nedenini bilmiyorum, fakat köpekler kesinlikle sonbaharı seviyor.

-Last autumn was long and mild.

Geçen sonbahar uzun ve yumuşak geçti.

-We should aware the fact that, the autumn is just around the corner.

Sonbaharın eli kulağında olduğu gerçeğinin farkında olmalıyız.

-The four seasons of the year are winter, spring, summer and autumn.

Yılın dört mevsimi, kış, ilkbahar , yaz ve sonbahardır.

-It is interesting that some animals start to store food for the winter in autumn.

Bazı hayvanların sonbaharda kış için yiyecek biriktirmeye başlamaları ilginçtir.

-You know what is the first sign of autumn? The brown, yellow and red leaves appearing on the trees.

Sonbaharın geldiğine ilk işaret nedir biliyor musunuz? Kahverengi, sarı ve kırmızı yaprakların ağaçlarda görülmeye başlaması.

İngilizce Haftanın Günleri Cümle İçinde Kullanma

-Can you tell me the days of the week?

Bana haftanın günlerini söyleyebilir misin?

-You should have done that on Monday.

O işi pazartesi yapmış olman gerekirdi.

-She told me that she is planning to go to Ankara next Monday to see her boyfriend.

O, bana gelecek pazartesi erkek arkadaşını görmek için Ankara’ya gitmeyi planladığını söyledi.

-Do not worry, the team is going to get home back on Monday.

Endişe etmeyin, takım pazartesi günü eve dönecek.

-I would really appreciate if you could figure out a way to get this job finished by Monday.

Bu işi pazartesiye kadar bitirmek için bir yol bulabilirsen çok müteşekkir olacağım.

-They are unlikely to be there on Monday.

Pazartesi günü orada olmaları pek de ihtimal dahilinde değil.

-So, tell me more about what happened at the cinema last Monday.

Geçen pazartesi sinemada neler olduğunu bana daha detaylı anlat.

-Would you like to go on a date with me on Monday?

Pazartesi günü benimle bir randevuya çıkmak ister misin?

-Do you know any holiday, which celebrated on Monday?

Pazartesi günü kutlanan herhangi bir tatil/ bayram biliyor musun?

-The school was closed last Monday, because it was a holiday.

Geçen pazartesi bayram / tatil olduğu için okul kapalıydı.

-The deadline for this project is noon Monday.

Bu proje için son teslim tarihi pazartesi öğlen.

-How long are you planning to stay in Berlin? “Until Tuesday.”

Ne zamana kadar Berlin’de kalmayı planlıyorsun? “Salı gününe kadar.”

-Next Tuesday I am going to visit my grandparents.

Gelecek salı büyük annem ve büyük babamı ziyaret edeceğim.

-Tuesday comes after Monday. This sentence could be used as a lyric, right?

Salı pazartesiden sonra gelir. Bu cümle bir şarkı sözü olarak kullanılabilir, öyle değil mi?

-You should not forget that the classes begin next Tuesday. So be there!

Derslerin gelecek salı olduğunu unutmamalısın. Yani orada ol!

-Monday, Tuesday, Wednesday, Thursday, Friday, Saturday, Sunday are the seven days of the week.

Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi ve pazar haftanın yedi günüdür.

-I remember that you were not in the class last Tuesday due to your health problems.

Geçen salı, sağlık problemlerin nedeniyle sınıfta olmadığını hatırlıyorum.

-Are you sure that the deadline for this paper is by Tuesday?

Bu makalenin son teslim tarihinin salı günü olduğuna emin misin?

-My favourite Tv show is on Tuesdays.

En sevdiğim televizyon programı salı günleri oluyor.

-She will be in touch with you on Tuesday, if it is also okay with you.

Eğer senin için de uygunsa , seninle salı günü iletişime geçecek.

-She is counting on us to help her next Tuesday evening.

Gelecek perşembe akşamı ona yardım edeceğimize güveniyor.

-Does he has any plans next Wednesday?

Onun gelecek çarşamba herhangi bir planı var mı?

-There will be a massive traffic because of the match this Wednesday.

Bu çarşamba, maç sebebiyle büyük bir trafik olacak.

-I am afraid that he has been ill since last Wednesday.

Korkarım ki o, geçen çarşambadan beri hasta.

-It will be Wednesday two days later.

İki gün sonra çarşamba olacak.

-Please get your project ready on my desk by Wednesday.

Lütfen çarşambaya kadar projen masamda hazır olsun.

-Let’s meet on Wednesday before class.

Haydi, çarşamba dersten önce buluşalım.

-Is there any violin classes on Wednesday mornings?

Çarşamba sabahları herhangi bir keman dersi var mı?

-That event will be held on Wednesday.

O etkinlik, çarşamba günü gerçekleştirilecek.

-Ramadan begins next Wednesday.

Ramazan gelecek çarşamba başlıyor.

-Her dog passed away last Wednesday, so she feels a little depressed.

Geçen çarşamba köpeği vefat etti, o yüzden biraz depresif hissediyor.

-Maybe you may have to wake up earlier than usual to see her or you will not be able to see her until next Wednesday.

Onu görmek için belki de normalde kalktığından daha erken kalkman gerekebilir, aksi takdirde onu gelecek çarşambaya kadar görebilme imkanın olmayacak.

-Remzi and Remziye are planning to see the movie that they have been waiting on Thursday morning.

Remzi ve Remziye perşembe sabahı bekledikleri filmi görmeye gitmeyi planlıyor.

-Can you please find a babysitter for Thursday night?

Perşembe akşamı için bir bebek bakıcısı bulabilir misin lütfen?

-You know that, yesterday was Thursday, so the day after tomorrow is Sunday.

Dünün perşembe olduğunu biliyorsun, bu durumda yarından sonraki gün pazar oluyor.

-This coming Thursday evening, there will be a house- warming party at Ayşe’s.

Önümüzdeki perşembe akşamı, Ayşelerde bir hoş geldin partisi verilecek.

-Would you like to go on a blind date with my cousin on Thursday?

Perşembe günü kuzenimle bir görücü usulü randevuya çıkmaya ne dersin?

-Teacher asked us to read chapter five by Thursday.

Öğretmen bizden perşembe gününe kadar beşinci bölümü okumamızı istedi.

-Hey! Do you know that Aslı sings and plays the piano at a local bar every Thursday evening?

Hey! Her perşembe akşamı Aslı’nın yerel bir barda şarkı söyleyip piyano çaldığını biliyor musun?

-Hello, would you like to play volleyboll with me on Friday?

Merhaba, cuma günü benimle voleybol oynamak ister misin?

-Do not miss the show! It is on Friday.

Gösteriyi kaçırma! Cuma günü olacak.

-She will be there from Sunday to Friday.
O, pazardan cumaya kadar orada olacak.

-Let’s go for a picnic on Friday.

Haydi cuma günü pikniğe gidelim.

-This year Halloween falls on 13th of Friday. Scary, don’t you think?

Bu sene Cadılar Bayramı onüçüncü cumaya denk geliyor. Korkutucu, sence de öyle değil mi ?

-His girlfriend has been sick since last Friday.

Onun kız arkadaşı, geçen cumadan beri hasta.

-It is Friday, I am in love.

Bugün cuma, ben aşığım.

-You should be sure that I will do my best, but I guess I will not be able to finish that project before Friday night.

Elimden gelenin en iyisini yapacağıma emin olabilirsin, ama sanıyorum projeyi cuma akşamından önce bitiremeyeceğim.

-I usually wake up late on Saturdays and Sundays.

Cumartesi ve pazar günleri genellikle geç uyanırım.

-We, as a family, usually went to the theater on Saturday.

Biz, bir aile olarak, sinemaya genellikle cumartesi günü gittik.

-Saturday night fever.

Cumartesi gecesi ateşi.

-Would you consider going out for a date with me on Saturday night?

Cumartesi gecesi benimle bir randevuya çıkmayı düşünür müsün?

-I would really appreciate if you could take care of my children this Saturday, because there will be my favourite band’s concert on that day.

Eğer cumartesi çocuklarıma bakıcıklık yapabilirsen çok müteşekkir olurum, çünkü o gün en sevdiğim grubun bir konseri olacak.

-People do not go to schools or jobs usually on Saturday.

İnsanlar cumartesi günleri genellikle okula ya da işlerine gitmezler.

-You poor thing! You do not have a date for the Saturday night, ha!

Seni zavallı şey! Cumartesi gecesi için bir randevun yok demek!

-Most of the shops are open from Monday to Saturday.

Çoğu mağaza pazartesiden cumartesiye kadar açık.

-They are planning to go to the beach in her car on Saturday, but I am not sure that she will accept that.

Onlar, onun arabasıyla cumartesi günü sahile gitmeyi planlıyor, ama ben onun bunu kabul edeceğinden emin değilim.

-You should leave this Saturday morning free. I have a wonderful plan for just two of us.

Cumartesi sabahını boş bırakmalısın ( o zamana plan yapmamalısın anlamında) Sadece ikimiz için harika bir plan hazırladım.

-I remember meeting with her, it was a Saturday night.

Onunla tanıştığım zamanı hatırlıyorum, bir cumartesi gecesiydi.

-It was the first Saturday that we spend together.

Onunla beraber geçirdiğimiz ilk cumartesiydi.

-Because of my father’s sickness, I could not leave the house last Saturday.

Babamın hastalığı nedeniyle , geçen cumartesi evden ayrılamadım / çıkamadım.

-We will not play tennis next Saturday.

Gelecek cumartesi tenis oynamayacağız.

-Did you recognize the person playing the organ at church last Sunday?

Geçen pazar kilisede org çalanın kim olduğunu fark edebildin mi?

-Some people have to work on Sundays too.

Bazı insanlar pazar günü de çalışmak zorunda.

-Today is Sunday and tomorrow will be Monday.

Bugün pazar ve yarın pazartesi.

-Rümeysa visits her grandparents every Sunday.

Rümeysa her pazar büyük anne ve büyük babasını ziyaret ediyor.

-Sunday is my cheat day.

Pazar benim kaçamak günüm.

-Christians go to church every Sunday morning.

Hristiyanlar her pazar sabahı kiliseye gider.

-Sunday is our library they with Thomas.

Pazar günleri Thomas ve benim için kütüphane günleridir.

-The store was closed, because it was Sunday.

Pazar günü olduğu için mağaza kapalıydı.

-My father and I really enjoy going to fishing every Sunday morning.

Babam ve ben, her pazar sabahı balık tutmaya gitmekten gerçekten keyif alıyoruz.

-She workout everyday but Sunday.

O, pazar günü hariç her gün egzersiz yapıyor.

-Can you please ask him if he will be free or not next Sunday?

Lütfen ona gelecek pazar uygun olup olmadığını sorabilir misin?

-Sleeping all day is not a weird thing on Sundays I guess.

Sanırım pazar günü tüm gün uyumak garip bir şey değil.

-I promise, I will pay for your lunch on Sunday.

Sana söz veriyorum, pazar günü öğle yemeği masrafını ben ödeyeceğim.

-Hilmi is going to buy a motorcycle this Sunday.

Hilmi bu pazar bir motosiklet satın alacak.

-Guys, thank you very much for this lovely Sunday!

Arkadaşlar, bu tatlı pazar için size çok teşekkür ederim.

-It is a grouchy Sunday for you, isn’t it?

Senin için mızmız bir pazar, öyle değil mi?

-Why are you hiding the fact that Tobias was at your house on Sunday?

Neden Tobias’ın pazar günü senin evinde olduğu gerçeğini saklıyorsun?

Recent Content