Stative Verbs Nedir? Stative Verbs Konu Anlatımı - Wordly

Stative Verbs Nedir? Stative Verbs Konu Anlatımı


Stative Verbs Nedir? Stative Verbs Konu Anlatımı

Stative verbs yani durum fiilleri İngilizce gramer konuları arasında oldukça önemli bir konudur. Varlıkların yaptığı işi, hareketi, oluşu farklı ekler alarak şahıs ve zamana bağlı olarak anlatan kelimelere fiil denmektedir. Stative verbs yani durum fiilleri ise, iş, hareket ve oluştan ziyade bir durumun anlatımında kullanılan yapılardır. Bu yapıları bilmek, durumları anlatırken sizlere kolaylık sağlayacağından, oldukça önemlidir. Yazının devamında stative verbs yani İngilizce durum fiilleri ile ilgili detaylı bilgiyi, fiillerin ‘ing’ takısı ile ilgili olan özel durumunu ve sık kullanılan durum fiilleri ve konu ile ilgili örnek cümleleri inceleyebilirsiniz. Hazırsanız hemen başlayalım.

Stative Verbs Ne Demektir? 

İngilizce durum fiiller, yukarı da söz ettiğimiz gibi diğer fiillerin aksine bir durumu anlatırken kullanılan fiillerdir. Yürümek fiilini düşünecek olursak, yürümek, eylem bildiren bir fiildir. Yürümek fiilini düşününce yürüyen biri tahayyül etmek mümkündür. Fakat hoşlanmak fiili, bir durum ifade etmekten ziyade durum bildiren kelimeler arasındadır. Bir başka deyişle, durum fiillerini gözlemlemek olası değildir. Stative verbs yani durum fiilleri simple zaman kiplerinde kullanılmaktadır.

Örneğin;

  • I want an apple please. (Türkçe çevirisi: Bir elma istiyorum lütfen. / Konuşan kişinin elma istediğini gözlemlememiz mümkün değildir. Ancak kendisi bunu ifade ettiğinde durumu anlayabiliriz.)
  • Alicia forgets her keys every time. (Türkçe çevirisi: Alicia her zaman anahtarlarını unutur. / Alicia’nın anahtarlarını unutma sürecini gözlemlemek mümkün değildir. Alicia bu durumu ifade ettiğinde, kendisinin anahtarlarını unuttuğunu anlayabiliriz.)

İngilizce Durum Fiilleri ‘ing’ Takısı Alır mı? 

Stative verbs yani durum fiilleri bir süreç belirtmediği için, bir başka deyişle, devam ede bir eyleme işaret etmediği için ‘ing’ takısı almamaktadır. Bu kural, durum bildiren fiiller için hem simple present simple yani geniş zaman, hem de present continuous yani şimdiki zamanda geçerlidir.

Konu ile ilgili örnek cümleler;

  • Sally has three children. (Sally’nin üç tane çocuğu var.) / Sally hasing kullanımı yanlış olacaktır.
  • I love her. (Onu seviyorum.) / I loving her cümlesi yanlış olacaktır.
  • He does not know cooking. (O yemek yapmayı bilmiyor.) / He does not knowing yanlış bir kullanım olacaktır.
  • They do not think as sharp as you. (Onlar senin kadar keskin düşünmüyor.) / They do not thinking kullanımı yanlış bir kullanım olacaktır.
  • She claims that she does not remember you. (Seni tanımadığını ifade ediyor.) / She claims that she does not remembering you kullanımı yanlış bir kullanım olacaktır.

Bazı fiiller ise, hem durum hem de hareket fiili olarak kullanılmaktadır.

Be, see, taste, feel ve have gibi fiiller hem durum hem de hareket fiili olarak kullanılan fiillere örnektir. Think fiilini ele alacak olursak, fiil, Türkçe karşılığı düşünmek olarak alındığında hareket fiili olarak kabul edilirken, zannetmek, sanmak anlamlarında kullanıldığında ise durum fiili olarak kabul edilmektedir.

In my opinion she is thinking good about him. (Bana göre, o, oğlan hakkında güzel / iyi düşünüyor.)

Hem durum fiili hem de hareket fiili olarak kullanılan fiiller, hareket fiili olarak kabul edildikleri halleri ile ‘ing’ takısı almaktadır. Fakat onun dışında, durum fiili olarak kullanılan fiillerin ‘ing’ alması gibi bir durum söz konusu değildir.

İngilizce Durum Bildiren Cümleler 

Yaygın kullanılan stative verbs yani durum fiilleri ve ilgili cümle örneklerini beraber inceleyelim;

  • Include: İçermek

What does this soup include? (Bu çorba neleri içeriyor?)

Does this plan include breakfast? (Bu plan, kahvaltıyı içeriyor mu?)

This ticket includes the concert and the after party. (Bu bilet konseri ve etkinlik sonrası partiyi kapsıyor / içeriyor.)

  • Suspect: Kuşkulanmak

She suspects from his weird attitude. (Onun garip tavrı sebebi ile ondan kuşkulandı.)

You do not have a logical reason to suspect that Alicia was not telling the truth. (Senin, Alicia’nın doğruyu söylemediğinden şüphelenmek için mantıklı bir sebebin yok.)

You should be cool. They will not suspect anything. (Biraz sakin / havalı olmalısın. Onlar hiçbir şeyden kuşkulanmayacak.)

  • Think: Düşünmek

I think of you all the time. (Ben her zaman seni düşünüyorum.)

Do you still think that she will succeed? (Onun başarılı olacağını hala düşünüyor musun?)

I think she is not right. (Onun haklı olmadığını düşünüyorum / sanıyorum.)

  • Happen: Olmak

If you know what is going to happen, that is okay. (Eğer ne olacağını biliyorsan, tamamdır.)

Does it happen to all the doctors in this hospital? Should I worry? (Bu, hastanedeki tüm doktorlara oldu mu? Endişelenmeli miyim?)

Do not feel sad, the concert may happen again. And maybe we can go that time. (Üzülme, konser tekrar olabilir. Ve o zaman belki de biz de gidebiliriz.)

  • Occur: Meydana Gelmek

When did this situation occur? (Bu durum ne zaman oldu / meydana geldi?)

How did the symptoms occur? (Semptomlar nasıl meydana geldi / oldu?)

Some say, a major earthquake could occur at any moment now in İstanbul. (Bazıları, İstanbul’da her an büyük bir depremin olabileceğini söylüyor.)

  • Depend: Bağlı Olmak

You can depend on my promise. You will not regret it. (Benim sözüme güvenebilirsiniz. Pişman olmazsınız.) / söze bağlı olmak – güvenmek gibi düşünebilirsiniz.

It is known that children depend on their parents for clothing and food. (Çocukların yiyecek ve giyecek için ebeveynlerine bağlı olduğu bilinir.)

In that country, most big companies depend on exports. (O ülkede, çoğu büyük şirket ihracata bağlıdır.)

  • Need: İhtiyaç Duymak

I need to know if he is still in love with me. (Bana hala aşık olup olmadığını bilmeye ihtiyacım var.)

Do you need any help with that philosophy paper? (O felsefe makalesi için yardıma ihtiyacın var mı?)

‘All you need is love’ is a famous song by The Beatles. (‘Tek ihtiyacın olan şey sevgidir’ The Beatles’ın ünlü bir şarkısıdır.)

  • Hate: Nefret Etmek

Hate is a strong word to use, isn’t it? (Nefret, kullanmak için güçlü bir kelime, öyle değil mi?)

Everything you hate is revealed tonight. (Nefret ettiğin her şey bu akşam açığa çıktı.)

Hate and love, as strange as it may be, can coexist in some situations. (Nefret ve sevgi, ne kadar garip olsa da, bazı durumlarda bir arada bulunabilir.)

  • Believe: İnanmak

It doesn’t interest me what you believe. Our friendship does not depend on this, of course. (Neye inandığın beni ilgilendirmez. Arkadaşlığımız buna bağlı değil elbette.)

People are what they believe. For this reason, you may want to control your thoughts. (İnsan neye inanırsa odur. Bu sebeple düşüncelerini kontrol etmek isteyebilirsin.)

I can’t believe what I heard. How can you do that? (Duyduklarıma inanamıyorum. Bunu nasıl yaparsın?)

  • Appear: Görünmek

The situation doesn’t appear like that to me at all. (Durum bana hiç de öyle görünmüyor.)

It would be better if you appear the teacher in person. (Öğretmene bizzat görünmen daha doğru olur.)

You do not appear too enthusiastic about the concert. There is no problem, right? (Konser için fazla hevesli görünmüyorsun. Bir problem yok değil mi?)

  • Acquire: Edinmek

There is no need to travel Europe to acquire culture. (Kültür edinmek için Avrupa gezmeye gerek yok ki.)

Where did you acquire this knowledge? (Bu bilgiyi nereden edindiniz?)

It is hard to acquire something these days. (Bir şeyler edinmek bu günlerde zor.)

  • Sound: Kulağa Gelmek

The plan sounds perfect. (Plan kulağa harika geliyor.)

It sounds like someone is screaming. Should we check? (Kulağa biri çığlık atıyor gibi geliyor. Bir kontrol etmeli miyiz?)

The dinner menu sounds delicious to me! (Akşam yemeği menüsü kulağıma lezzetli geliyor!)

  • Seem: Görünmek

It seems a little awkward to be that confident I guess. (Sanırım o kadar güvenli olmak biraz garip görünüyor.)

You seem worried, is everything okay? (Endişeli görünüyorsun, her şey yolunda mı?)

I know that she seems friendly, but when you meet her she just is not. (Arkadaş canlısı gibi göründüğünün farkındayım, ama onunla tanıştığında öyle olmadığını anlıyorsun.)

  • Consent: Razı Olmak

It is obvious that he would consent. (Onun razı olacağı çok açık.)

I don’t want to have a relationship that I can consent to. (Razı olacağım bir ilişki yaşamak istemem.)

If you do not consent to your sentence, you will have to settle the problem with the police. (Eğer cezanıza razı olmazsanız, sorunu polis ile halletmeniz gerekecek.)

  • Possess: Sahip Olmak

Do not understand the value of what you possess after you lose them. (Sahip olduğunuz şeylerin değerini onları kaybettikten sonra anlamayın.)

The most precious thing a person can possess is peace. (Bir insanın sahip olabileceği en değerli şey huzurdur.)

It is my biggest dream to possess a career full of success stories. (Başarı hikayeleri ile dolu bir kariyere sahip olmak en büyük hayalim.)

  • Wonder: Merak Etmek

I wonder why Alicia was so rude that day. (Alicia’nın o gün neden o kadar kaba davrandığını merak ediyorum.)

I wanted to call you because I was wondering how you were. I wouldn’t call if I knew the situation was going to get this big! (Senin nasıl olduğunu merak ettiğim için seni aramak istedim. Durumun bu kadar büyüyeceğini bilseydim aramazdım!)

What are you wondering about the subject? (Konu ile ilgili neyi merak ediyorsun?)

  • Love: Sevmek

I love the way he loves his cat. (Kedisini sevme şeklini seviyorum.)

They used to love to watch TV together. (Eskiden beraber televizyon izlemeyi severlerdi.)

I love to piss you off. (Seni sinir etmeyi çok seviyorum.)

  • Contain: İçermek

I wonder what this cake contains. (Bu kekin neler içerdiğini merak ediyorum.)

You have difficulty expressing what your feelings contain. (Duygularının neler içerdiğini rahatlıkla ifade etmekte zorluk çekiyorsun.)

I would like you to send me an email about what the sports program includes. (Bana spor programının neler içerdiği ile ilgili bir mail atmanı rica ediyorum.)

  • Live: Yaşamak, Var Olmak

To live, like a tree, free and brotherly like a forest. (Yaşamak, bir ağaç gibi, özgür ve bir orman gibi kardeşcesine.)

I want to live in a more peaceful world from now on. (Ben bundan sonra daha huzurlu bir dünyada yaşamak istiyorum.)

What are the differences between living in Turkey and living in Europe? (Türkiye’de yaşamak ve Avrupa’da yaşamak arasındaki farklar nelerdir?)

  • Agree: Aynı Fikirde Olmak

I never agree with you on this point. Sorry. (Sana bu konuda asla katılmıyorum. Özür dilerim.)

Just because I disagree with your opinion doesn’t mean I won’t respect you. (Fikirlerine katılmıyor olmam sana saygı duymayacağım anlamına gelmiyor.)

The number of issues we agree with is quite small, are you aware? (Aynı fikirde olduğumuz konuların sayısı oldukça az, farkında mısın?)

  • Hear: Duymak

This may be the best idea I’ve heard. Let the project begin immediately! (Bu duyduğum en iyi fikir olabilir. Proje hemen başlasın!)

Your mother has been calling you for five minutes, don’t you hear? (Annen beş dakikadır sana sesleniyor, duymuyor musun?)

This isn’t the worst criticism you’ve ever heard at this age. (Bu yaşına kadar duyduğun en kötü eleştiri bu olamaz.)

  • Acknowledge: Kabullenmek

I finally acknowledged that she didn’t feel anything for me. (Onun bana karşı bir şey hissetmediğini sonunda kabullendim.)

Acknowledge that bad things are also for us. (Kötü şeylerin de bizim için olduğunu kabullen.)

You have to acknowledge that nobody has to be nice to anyone. (Kimsenin kimseye iyi davranmak zorunda olmadığını kabullenmelisin.)

  • Feel: Hissetmek

I can imagine how you were feeling because she was so cruel to you. (O sana bu kadar gaddar davrandığı için senin nasıl hissettiğini tahmin edebiliyorum.)

There are so many songs that contain the word feel. (İçerisinde hissetmek kelimesi geçen çok fazla şarkı var.)

What is the best feeling you have ever felt? (Bugüne kadar hissettiğin en iyi his nedir?)

  • Wish: Dilemek

I wish we would meet at another time and elsewhere. (Başka zamanda ve başka yerde karşılaşmamızı dilerdim.)

There is a saying to be careful what you wish. (Dilediğine dikkat et diye bir laf vardır.)

I wish you a career like your dreams. (Sana hayallerin gibi bir kariyer dilerim.)

  • Accept: Kabul Etmek

I accepted you to work, but you have to work hard. Otherwise, you will be fired. (Seni işe kabul ettim, fakat çok sıkı çalışmalısın. Aksi takdirde kovulursun.)

I do not want to talk to you unless you accept your mistakes. (Hatalarını kabul etmediğin sürece seninle konuşmak istemiyorum.)

I accept your offer. Let’s have a meeting on Monday. (Teklifini kabul ediyorum. Pazartesi bir toplantı yapalım.)

  • Remember: Hatırlamak

I remember some unpleasant things about my childhood. (Çocukluğum ile ilgili çok da hoş olmayan şeyler hatırlıyorum.)

Will you be able to remember the event two months ahead? Do you want to write notes to your agenda? (İki ay sonraki etkinliği hatırlayabilecek misin? Ajandana not almak ister misin?)

I am very sorry but I can not remember your name. Please remind me? (Çok üzgünüm ama isminizi hatırlayamıyorum. Lütfen bana hatırlatır mısınız?)

  • Forgive: Bağışlamak

Please forgive me but I could not understand the purpose of this event. (Lütfen beni bağışlayın ama, bu etkinliğin amacını anlayamadım.)

Admit your own mistakes and forgive yourself. Only in this way can you find peace. (Kendi hatalarınızı kabul edin ve kendinizi bağışlayın. Huzuru ancak bu şekilde yakalayabilirsiniz.)

Give people a second chance, forgive them. (İnsanlara ikinci bir şans verin, onları bağışlayın.)

  • Envy: Kıskanmak

To envy is an action that feeds people in the creation process. (Kıskanmak, yaratım sürecinde insanı besleyen bir eylemdir.)

I envy you so much because of the work you put out. (Ortaya çıkardığın iş sebebi ile seni çok kıskanıyorum.)

To envy someone is actually a sign of your distrust of yourself. (Kıskanmak aslında kendinize olan güvensizliğinize işarettir.)

  • Smell: Kokmak

This place smells like it hasn’t been cleaned in years. (Burası yıllardır temizlik yapılmamış gibi kokuyor.)

What is this smelling delicious dish? Have you prepared a special menu for me? (Bu kokan lezzetli yemek de nedir? Bana özel bir menü mü hazırladın?)

The flowers smell very good. Thank you very much for your thoughtful behavior. (Çiçekler çok güzel kokuyor. Düşünceli davranışın için çok teşekkür ederim.)

  • Forget: Unutmak

I will not forget this wonderful surprise you prepared for my birthday for years. (Doğum günüm için hazırladığın bu harika sürprizi yıllar boyunca unutmayacağım.)

I forgot we had a plan today and I promised Remzi. I am so sorry. (Bugün planımız olduğunu unuttum ve Remzi’ye söz verdim. Çok özür dilerim.)

There is something you forget, this is the last day you can spend with me. I am returning to Germany tomorrow. (Unuttuğun bir şey var, bu benimle geçirebileceğin son gün. Yarın Almanya’ya dönüyorum.)

  • Have: Sahip Olmak

He has two daughters and three dogs. (O, iki kız çocuğu ve üç köpeğe sahip.) / Dil bilgisi kuralları gereği he,she ve it ile have kullanılmaz, onun yerine has kullanılır.

What is the most valuable thing you have? Is it material or spiritual? (Sahip olduğun en değerli şey nedir? Maddi mi, manevi mi?)

I am very happy to have a new car! (Yeni bir arabam olduğu için oldukça mutluyum!)

  • Like: Hoşlanmak

I like that you can be so comfortable with everyone. (Herkesin yanında bu kadar rahat davranabiliyor olman hoşuma gidiyor.)

I don’t know how to tell Remzi that I like him. Can you please help me? (Remzi’ye ondan hoşlandığımı nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Lütfen bana yardım edebilir misin?)

If you can give me a list of foods you like, I can write a suitable diet program for you. (Eğer bana hoşlandığın yiyeceklerin bir listesini verirsin sana uygun bir diyet programı yazabilirim.)

  • Know: Bilmek

How do you know how old I am? (Kaç yaşında olduğumu nasıl biliyorsun?)

Although I knew your way of thinking, this act of yours hearted me quite a bit. (Düşünce tarzını biliyor olmama rağmen, senin bu hareketin beni oldukça kırdı.)

I know it’s no use. But I will still take my chances. (Faydası yok biliyorum. Ama ben yine de şansımı deneyeceğim.)

  • Deny: Reddetmek

Denying your feelings won’t do you any good. I think you should talk to him today. (Hislerini reddetmenin sana hiçbir faydası olmayacak. Bence onunla bugün konuşmalısın.)

Denying is one of the first reactions people react to when faced with a catastrophe. (Reddetmek, insanların büyük bir felaket ile karşılaştıklarında verdiği ilk tepkilerden biridir.)

You don’t have to deny his offer. If you want to go out for dinner, go out. (Onun teklifini reddetmek zorunda değilsin. Yemeğe çıkmak istiyorsan, çık.)

  • See: Görmek

It is wonderful to see you at a charity night like this. (Seni böyle bir hayır gecesinde görüyor olmak harika bir şey.)

Do you think there is a difference between looking and seeing? (Bakmak ve görmek arasında bir fark var mıdır sence?)

I am very happy to see you here. Let’s make a plan together next week. (Seni burada gördüğüme çok mutlu oldum. Önümüzdeki hafta mutlaka beraber bir program yapalım.)

  • Obtain: Elde Etmek

How did you obtain those great curls? (Bu harika bukleleri nasıl elde ettiniz?)
The wealth you dream of obtaining doesn’t make much sense to me. (Elde etmeyi hayal ettiğiniz servet, bana çok da mantıklı gelmiyor.)

You have always been like this. It is valuable to you until you obtain something. (Sen hep böyleydin zaten. Bir şeyi elde edene kadar senin için değerli.)

  • Own: Sahip Olmak

What is the most valuable thing you have ever owned? (Şimdiye kadar sahip olmuş olduğun en değerli şey nedir?)

The maximum peace you can own is what you own right now. (Sahip olabileceğin maksimum huzur, şu anda elinde olan.)

You own the best playlist I have heard! (Sen duyduğum en iyi çalma listesine sahipsin!)

  • Want: İstemek

I am going now. I will do whatever I want and you will not be able to meddle with me! (Ben şimdi gidiyorum. Ne istersem onu yapacağım ve sen bana karışamayacaksın!)

Knowing what you want when starting work makes it easier to get to your destination. (İşe başlarken ne istediğini biliyor olmak, varacağın yere daha kolay varmanı sağlıyor.)

Say whatever you want, he will not listen to you. This is how adolescence is. (Ne istersen söyle, o seni dinlemeyecek. Ergenlik böyledir işte.)

İngilizce Kelime Ezberlemek Artık Çok Kolay

Uygulamayı Ücretsiz İndir; Her gün yeni kelimeler telefonuna gelsin
Örnek cümle ve anlamlarını öğren
Hatırlatmalarla pratik yap, kalıcı öğren, unutma
Offline modu ile Internete ihtiyacın olmadan kelime öğren
İngilizce Kelime Öğrenmeye Başla

Recent Content

×
wordly-logo
Wordly İngilizce Öğrenme ve Kelime Ezberleme Uygulaması
Uygulamayı Ücretsiz İndir
Her gün yeni kelimeler telefonuna gelsin
Uygulamayı İndir